Tekstil Hukuku

Tekstil sektöründe hukuksal altyapı eksiklikleri ve fikri mülkiyet haklarının korunması

Tekstil sektörünün geçmişten günümüze, hem üretim hem de ihracat açısından büyük potansiyeli bulunmaktadır. Bu potansiyeli hedef pazarlar ve yenilikçi ürünlerle ileriye götürmek mümkündür. Türk tekstil sektörü teknoloji düzeyi, ekonomik etkinliği ve sosyal etkileşimi itibariyle ülkenin önde gelen sektörlerinden biridir. Tekstil sektörümüzün ürün kalitesi ve üretim teknolojisi çağdaş dünya standartlarındadır. Sektör yaygın yan sanayi ağı ile birlikte birçok kişiye istihdam sağlamaktadır.

Tekstil hukuku, Türkiye’de birçok tekstil disiplininde olduğu gibi yeni yeni gelişmekte ve sektörün hukuki ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmaktadır.

Tekstil Hukuku, başta Fikri Mülkiyet Hukuku olmak üzere, Sözleşmeler Hukuku, Uluslararası Ticaret Hukuku, Reklam Hukuku, Rekabet Hukuku ve İş Hukuku gibi birçok hukuk disiplinini içinde barındırmaktadır.

Tekstil Hukuku, tekstil endüstrisi pazarında, bir ürünün kavramsal tasarım aşamasında bu ürün üzerindeki fikri ve sınaî hakların korunmasından, üretim, pazarlama-satış, tüketim ve sonrası aşamalarına kadar ki süreçlerde belirlenen stratejilerin hukuki zeminini oluşturma noktasında değer zincirinin tüm aşamalarında pratik zeminini bulan yeni bir hukuk dalı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tekstil sektöründe zayıf bulunan ve iyileştirilmesine gerek duyulan, hukuksal altyapı eksikliği ve fikri mülkiyet haklarının korunmasındaki hukuki boşluklar vardır. Fikri mülkiyet hakları hakkında bahsetmek gerekirse:

Yaşamın her alanında karşımıza çıkan kitaplar, filmler, heykeller, tablolar, karikatürler, yazılımlar, otomobiller, ilaçlar, bitki çeşitleri gibi çeşitli ürünler fikri mülkiyet kavramı kapsamındadır. Bu hukuk alanında kavramı karşılamak üzere çok çeşitli terimlere yer verilmiştir. "Fikri Hak/ Mülkiyet", "Entellektüel Mülkiyet", "Telif hukuku", "Sınai Hak/Mülkiyet" gibi terimlerin kullanmış olduğu görülmektedir. Fikri mülkiyet Fikri mülkiyet terimi geniş ve dar anlamda olmak üzere iki şekilde tanımlanır. Geniş anlamıyla fikri mülkiyet hukuku, patent, endüstriyel tasarım, marka, ticaret unvan›, fikir ve sanat eseri, faydalı model, coğrafi ad, bilgisayar programlar›, veri tabanlar›, yar› iletken topografyalar (çipler), bütünleşmiş devrelerin yerleşimini ifade etmektedir. Dar anlamda ise fikri mülkiyet kavramı bilim ve edebiyat eserlerini, sinema eserlerini, güzel sanat eserlerini, bilgisayar programlarını ve veri tabanları üzerindeki hakları bir diğer deyişle telif haklarını ifade etmektedir. Fikri mülkiyet başlığı, fikir unsurunun ön planda olmasına ya da fikri ürününün sanayiye uygulanabilirliği ve sanayi ile ilgili olması açısından fikri mülkiyet (telif hakları) ve sınai mülkiyet olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Kimi yazarlar ve kurumlarca fikri mülkiyet terimi ve sınai mülkiyet terimi birbirinden farklı olarak yorumlanmaktadır. Bu görüşe göre, fikri mülkiyet terimi yalnızca fikir ve sanat eserlerini kapsamakta; markalar, endüstriyel tasarımlar, patentler ve faydalı modeller coğrafi ad ve işaretler sınai mülkiyet kavramı kapsamında sayılmaktadır.

Türk Patent Enstitüsü'nün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Türk Patent Enstitüsü, sınai mülkiyet haklarını patentler ve faydalı modeller, markalar, endüstriyel tasarımlar, coğrafi işaretler, entegre devrelerin topografyaları olarak saymıştır.

Mutlak haklar kişiler ve mallar üzerinde olması bakımından ikiye ayrılır. 5846 S. FSEK anlamında eser sayılan her fikri çaba ürünü mutlak niteliktedir ve herkese karşı ileri sürülebilir. Bu hak sahibine tekelci yetkiler verir. Fikri hak bu nedenle de soyuttur ve eşyadan ayrıdır. Fikrin Tabi Olduğu Hukuk, Fikri ürün üzerindeki mutlak hak sonsuza kadar değil de süreli olarak kullanılabilirken eşya üzerindeki mutlak hak irade unsuru devam ettiği sürece kullanılabilir. Eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan bir kimsenin, kendi iradesi söz konusu olmadığı sürece o eşya üzerindeki her türlü tasarruf hakkı kendisine aittir ve süresizdir. Ancak fikri ürün üzerindeki hakkın kullanımı belli bir koruma süresince geçerlidir. Örnek olarak bir 5846 S. FSEK’te bir eserin koruma süresi 70 yıl, 554 S. Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK’ da bu süre 5 yılda bir uzatılmak koşuluyla toplamda 25 yıldır.

Tekstil sektöründe bir ürünün ve hizmetin kavramsal tasarımından tüketiciye erişimine kadar gerekli olan tüm faaliyetleri içeren değer zincirinin iyi kurgulanması ve yönetilmesi gerekmektedir.

Küreselleşen Tekstil endüstrisinde, rekabet üstünlüğünün kazanılması için bu süreçlerdeki markalaşma, tasarım, üretim, satış-pazarlama, dağıtım ve lojistik stratejilerinin kurgulanması ve yönetilmesi aşamasında tekstil hukuku büyük bir önem taşımaktadır.

Söz konusu değer zincirinin yönetim stratejilerinin sağlıklı bir şekilde belirlenmemesi ve yönetilmemesi, amaçlanan rekabet üstünlüğünün elde edilememesine sebep olacaktır.

Tekstil hukuku, bu süreçlerde değer zincirinin her aşamasında söz konusu stratejilerinin belirlenmesi ve yönetilmesiyle yaratıcı ve katma değer yaratmaya odaklı bilincin gelişmesine ve bu sayede de küresel pazarda rekabet üstünlüğünün elde edilmesinde büyük bir öneme sahiptir.

Triko ve Tekstil Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri

SSK Primi ve Vergi Ülkemizde ödenmesi gereken SSK primleri maliyeti rekabeti engelleyecek ölçüde artırmaktadır. Sektörel ve bölgesel asgari ücret uygulamasına gidilmelidir. Hem vergi konusunda hem de SSK primlerinde makul ve mantıklı bir sisteme geçilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, işverenlerin maliyetlerini önemli ölçüde artıran bir diğer unsur ise SSK Prim Alt Sınırı uygulamasıdır. Ayrıca, İhracata SSK primi ve enerji indirimi uygulaması sağlanmalıdır. Enerji ve Akaryakıt Fiyatları Ülkemizdeki enerji politikalarının yanlışlığı sonucunda yükselen elektrik fiyatları, reel sektörün rekabet gücünü azaltmaktadır. Diğer taraftan, ülkemizde akaryakıt fiyatları, enflasyona göre ayarlanmalıdır.

Teşvik Uygulamalarındaki eşitsizlikler 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunun Resmi ve özel kuruluşlarla ilişkiler ile ilgili 13.Maddesine göre ‘’ Resmi ve özel kuruluşlarca, tacir ve sanayiciden mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak istenilen ve 18.05.2005 tarihli ve 5174 sayılı Kanunun 26’ıncı maddesinde öngörülen belgeler, esnaf ve sanatkarlar için mensup oldukları oda tarafından düzenlenir ve verilir’’ şeklinde hüküm yer almaktadır. Buna rağmen Devlet Bakanlığına bağlı Hazine Müsteşarlığının ve halen uygulanmakta olan 2002/ 1 nolu Tebliğine göre her türlü teşvik uygulamalarında sanayici ve tüccardan istenilen belgelerde Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliğine (TOBB) bağlı Sanayi Odalarını, Ticaret ve Sanayi Odalarını ve Ticaret Odalarına kayıtlı olmak şartı aranmaktadır. Odaya kayıtlı üyelerimizden bu teşviklerden yararlanmak için başvuruda bulunanlardan gerekli Belgeleri (Kapasite Raporu dahil) odadan temin edilmekte ve kabul görmekte iken, yalnız Esnaf Sicil kaydını gösteren Esnaf Sicil Gazetesi yerine yukarıda adı geçen Odaların Sicil Kayıtlarını gösteren Ticaret Sicil Gazetesi istenmektedir.

Bu sorunlar dikkate alındığında geleceğe yönelik hedeflerimizin şu şekilde olabileceği düşünülmektedir: İlgili kurum ve kuruluşların, Tekstil Fakülteleri ve Araştırma Merkezlerine katkıda bulunmalarını sağlamak, Küresel rekabet gücü sağlayan uygulamaların ve tekstil teknolojilerinin araştırılması, uyarlanması ve kullanımını; sektörel ve sektörler arası bilgi alış veriş ağının ve işbirliklerinin güçlendirilmesini sağlamak, Küresel eğilimler ve itici güçler doğrultusunda moda/marka ve dağıtım kanalları oluşturmak, Çok amaçlı-işlevli akıllı ve katma değeri yüksek ürünlerin ve yeniliklerin sunumunu, çevreyi koruyarak ve yüksek teknoloji kullanımını artırarak sağlamak. Tekstil sektörümüzün orta vadede özgün tasarım, kalite, verimlilik, pazarlama ve dağıtım yeteneklerinin geliştirilmesine, üst sınıf modaya yönelik ürünlerin ve teknik tekstillerin üretimine; uzun vadede ise akıllı ve çok işlevli tekstil ürünlerinin araştırılmasına, geliştirilmesine ve üretimine önem verilmek. Tekstil sektörü, geliştireceği uzun dönemli stratejilerle teknoloji düzeyini yükselterek, orta ve uzun vadede Asya ve Afrika rekabeti karşısında kaybedilmesi olası olan “sıradan giysi ve tekstil ürünleri (commodity textiles)” üretimi yerine, “teknik tekstiller” ve “çok işlevli, akıllı tekstiller” olarak tanımlanan bilgi, “know-how” ve yenilik yoğun, yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesine ve dünya pazarlarına sürümüne yönelmelidir.

Sektörümüz bilgiye, ÜR-GE’ye ve AR-GE’ye gerekli yatırımı yoğun olarak yapmalıdır. İşverenlerimizin tüm yetkiyi ellerinde tutmaktansa konusunda uzman kişilere yetkilerini dağıtmaları kendi yararlarına olacaktır. Bu şekilde kendileri de firmalarının ileriye atılım yapabilmesi için gerekli konulara yoğunlaşabileceklerdir. Firmalarımız kesinlikle çalışanlarına gerekli eğitimi vererek firmalarının vizyonunu ileriye taşıyabilirler. Sektörümüzdeki çoğu firma KOSGEB ve TÜBİTAK gibi kurumların sundukları imkanları bilememektedir. Bunun için üniversitelerimizle daha çok etkileşime girmeleri tavsiye edilir.

Son söz olarak, yukarıda ayrıntıları ile belirtilen özelliklerin bir arada bulunması ile "eser" niteliğini kazanmış fikri ürünler, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında koruma altına alınmıştır. Ulusal ve uluslararası mevzuat, fikri çaba ürünü olan kişisel yaratımı merkez kavram olarak ele almış, bilginin ve fikri çabanın da bir sermaye çeşidi olarak korunması sağlanmıştır. Mevzuat tarafından sağlanan bu avantajlar eser sahipleri tarafından bilinmeli ve kullanılmalıdır. Mevzuatta bulunan hukuki eksikliklerin düzeltilmesi için ise yasama organının ve yetkili makamların harekete geçmesi ve tekstil sektörüne ivme kazandırması, eser sahipleri ve işverenlerin haklarının daha etkin bir şekilde korunarak olası mağduriyetlerin önlenmesi gerekmektedir.

 

Bu Sayfayı Paylaş