ALACAK DAVASI NEDİR? BELİRSİZ ALACAK VE KISMİ DAVA TÜRLERİ

ALACAK DAVASI NEDİR? BELİRSİZ ALACAK VE KISMİ DAVA TÜRLERİ
Bu makale Proaktif Hukuk Bürosu tarafından hukuki denetimden geçirilerek onaylanmıştır.

ALACAK DAVASI NEDİR? BELİRSİZ ALACAK VE KISMİ DAVA TÜRLERİ

Bireyler, kurumlar ve şirketler arasındaki ticari ve sosyal etkileşimler, doğası gereği çeşitli hukuki ilişkiler meydana getirmektedir. Bu ilişkiler kapsamında; bir hakkın ihlal edilmesi, sözleşme edimlerinin gereği gibi ifa edilmemesi veya haksız fiil neticesinde ortaya çıkan maddi kayıpların telafisi amacıyla başvurulan temel yargı yolu alacak davasıdır.

Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ekseninde yürütülen bu uyuşmazlıklar, usul kurallarına ve somut delillere dayalı teknik bir süreçtir. Yargılama aşamasında olası hak kayıplarının önlenebilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için kanuni sürelere, görev ve yetki kurallarına ve ispat hukuku ilkelerine titizlikle riayet edilmesi esastır. Niteliği itibarıyla bir "eda davası" olan alacak davalarında, mahkemeden salt bir borcun varlığının tespiti değil; aynı zamanda davalının belirli bir edimi (kural olarak bir miktar paranın ödenmesini) yerine getirmeye mahkum edilmesi talep edilmektedir. Bu hukuki süreç, temelini Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinden almaktadır.

MADDİ HUKUK BAĞLAMINDA ALACAĞIN KAYNAKLARI VE DOĞUMU

Bir alacak davasının mahkeme huzurunda başarıyla sonuçlanabilmesi için her şeyden önce ortada geçerli bir maddi hukuk ilişkisinin bulunması zorunludur. Hukuk sistemimizde bir kimsenin diğerinden bir edimde bulunmasını talep edebilmesi için bu hakkın kanunda öngörülen kaynaklardan birinden doğmuş olması gerekir. Alacağın doğumu temel olarak üç ana hukuki sebebe dayanır: Sözleşmeye aykırılık, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme.

TÜRK BORÇLAR HUKUKUNDA SÖZLEŞMEYE AYKIRILIK VE TEMERRÜT KAVRAMI

Alacak davalarının en yaygın ve uygulamada en sık karşılaşılan hukuki nedeni sözleşmeye aykırılıktır (TBK m. 112). Taraflar arasında kurulan geçerli bir borç ilişkisinde (örneğin; gayrimenkul alım-satım sözleşmesi, ticari satım sözleşmesi, kira sözleşmesi, eser sözleşmesi, vekalet veya hizmet sözleşmesi), borçlunun edimini hiç yerine getirmemesi, eksik veya ayıplı yerine getirmesi ya da zamanında ifa etmemesi durumunda alacaklı taraf zararını talep edebilir. Sözleşmelerin yazılı olması kanunda özel bir şekil şartı öngörülmedikçe kural olarak bir geçerlilik şartı olmasa da, mahkeme aşamasında ispat açısından hayati bir fonksiyona sahiptir. Sözleşmeye aykırılık hallerinde alacaklı, borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi, ifa yerine geçen olumlu (müspet) zararını veya sözleşmenin hiç yapılmamış olmasından doğan olumsuz (menfi) zararını da talep edebilir. Borçlunun edimini zamanında yerine getirmemesi ise "temerrüt" olarak adlandırılır ve temerrüt faizi taleplerinin temelini oluşturur.

HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞUNDAN DOĞAN ALACAK VE TAZMİNAT DAVALARI

Taraflar arasında önceden kurulmuş herhangi bir sözleşmesel ilişki olmamasına rağmen, bir kimsenin hukuka aykırı, kusurlu bir eylemiyle bir başkasına zarar vermesi durumu haksız fiil sorumluluğunu doğurur (TBK m. 49). Haksız fiilden doğan alacak davaları uygulamada genellikle tazminat davası görünümündedir. Trafik kazalarından doğan araç değer kaybı alacakları, bedensel yaralanmalar nedeniyle ortaya çıkan tedavi masrafları, iş gücü kaybı veya bir kişinin malvarlığına kasten/taksirle verilen maddi zararlar haksız fiil sorumluluğuna tipik örneklerdir. Haksız fiil davasında davacının dört temel unsuru mahkeme huzurunda ispatlaması şarttır: Hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve fiil ile zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağı. İlliyet bağının kurulamaması, zararın haksız fiil failinden tahsil edilememesi sonucunu doğurur.

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN ALACAKLAR VE İADE YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Üçüncü temel alacak kaynağı sebepsiz zenginleşmedir (TBK m. 77). Haklı ve geçerli bir hukuki sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden kendi malvarlığı lehine zenginleşen kişi, bu zenginleşmeyi iade etmekle yükümlüdür. Geçerli olmayan (örneğin şekil şartına uyulmamış bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi), sonradan iptal edilen veya gerçekleşmeyen bir hukuki nedene dayalı olarak yapılan ödemelerin geri istenmesi bu kapsama girer. Günlük hayatta banka hesabı üzerinden yanlışlıkla başka bir kişinin IBAN numarasına para gönderilmesi, sebepsiz zenginleşmenin en yalın uygulama alanıdır. Sebepsiz zenginleşmede iade kapsamı, zenginleşen tarafın iyiniyetli veya kötüniyetli olmasına göre değişir. İyiniyetli zenginleşen, sadece davanın açıldığı tarihte elinde kalan kısmı iade ile yükümlüyken; kötüniyetli zenginleşen (paranın kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi) zenginleşmenin tamamını, elden çıkarmış olsa dahi kanuni faiziyle birlikte iade etmek zorundadır.

USUL HUKUKU EKSENİNDE DAVA TÜRLERİ VE STRATEJİK SEÇİMLER

Maddi hukuka ilişkin hakkın varlığı tespit edildikten sonra, bu hakkın mahkemeden ne şekilde talep edileceği Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre belirlenir. Alacak davası tek tip bir şablona sahip değildir. HMK kapsamında, alacağın miktarının baştan belirlenebilir olup olmamasına ve davacının hukuki stratejisine göre farklı dava türleri ihdas edilmiştir. Doğru dava türünün seçilmemesi, esasa dahi girilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddedilmesine yol açabilir.

BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE HUKUKİ YARAR ŞARTI (HMK M. 107)

Türk usul hukukuna 6100 sayılı HMK ile entegre edilen belirsiz alacak davası, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan objektif olarak beklenemeyeceği veya bunun fiilen imkânsız olduğu durumlarda açılır. İşçilik alacakları veya haksız fiilden doğan karmaşık tazminat hesaplamaları genellikle bu kapsama girer. Burada mahkemelerin ve Yargıtay'ın resen (kendiliğinden) gözettiği en kritik kriter "hukuki yarar" şartıdır. Alacağın miktarı belirli veya basit bir matematiksel işlemle belirlenebilir durumdaysa belirsiz alacak davası açılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun tavizsiz içtihatları, alacağın likit (bilinebilir/hesaplanabilir) olduğu durumlarda belirsiz alacak davası açılmasını doğrudan usulden reddetmektedir. Belirsiz alacak davasının en büyük avantajı, başlangıçta cüzi bir miktar (örneğin 1.000 TL) üzerinden sembolik bir harç ödenerek dava açılabilmesi ve davanın açılmasıyla birlikte zamanaşımının tüm alacak için (ileride belirlenecek miktar dâhil) kesilmesini sağlamasıdır. Yargılama aşamasında bilirkişi raporuyla gerçek alacak miktarı netleştiğinde, davacı "bedel artırım dilekçesi" vererek ve eksik harcı tamamlayarak talebini kesin rakama yükseltir.

KISMİ DAVA STRATEJİSİ VE ZAMANAŞIMI RİSKLERİ (HMK M. 109)

Kısmi dava, davacının aslında daha fazla olan alacağının yalnızca bir kısmını dava konusu yaptığı, geriye kalan bakiye kısım için dava açma hakkını (fazlaya ilişkin haklarını) saklı tuttuğu durumlar için geçerlidir. Kısmi dava açılabilmesi için alacağın doğası gereği bölünebilir nitelikte olması şarttır (para alacakları kural olarak bölünebilirdir). Bu davanın temel amacı, harç ve yargılama giderlerinin başlangıçta sadece dava edilen küçük miktar üzerinden hesaplanmasıdır. Ancak kısmi davada uygulamacıların çok dikkat etmesi gereken ciddi bir maddi hukuk riski mevcuttur: Dava açılması kural olarak sadece dava edilen kısım için zamanaşımını keser. Geriye kalan (dava edilmeyen ve saklı tutulan) bakiye alacak için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Bu nedenle, kısmi dava sürecinde tahkikat aşamasına geçilip bilirkişi raporu alındıktan sonra ıslah dilekçesi verilene kadar geçecek (ve genellikle yıllar süren) sürede, bakiye alacağın zamanaşımına uğraması ihtimali yüksektir. Zamanaşımı sürelerinin sınırında olan alacaklar için kısmi dava açmak stratejik bir hatadır.

DAVA ŞARTLARI: GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEMENİN TESPİTİ

Bir davanın doğru mahkemede, yani görevli ve yetkili yargı merciinde açılması, davanın esasına girilebilmesi için kamu düzeninden sayılan ön koşuldur. Görev ve yetki kurallarına uyulmaması halinde mahkeme, dava dosyasını incelemeksizin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine (görevsizlik veya yetkisizlik kararı) hükmeder. Bu durum aylar süren zaman kaybına ve karşı tarafa vekalet ücreti ödenmesine yol açar.

ZORUNLU ARABULUCULUK: DAVA ŞARTI OLARAK MÜZAKERE SÜRECİ

Türk yargı sisteminde mahkemelerin aşırı iş yükünü hafifletmek, uyuşmazlıkları daha hızlı, ekonomik ve barışçıl yollarla çözmek amacıyla, son yıllarda belirli dava türlerinde mahkemeye başvurmadan önce arabuluculuğa gitmek zorunlu bir "dava şartı" haline getirilmiştir.

Ticari Davalarda Arabuluculuk: Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepli tüm ticari davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur.

İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk: İşçi veya işverenin birbirlerinden olan kanun veya bireysel/toplu iş sözleşmesine dayanan alacak ve tazminat talepleri ile işe iade taleplerinde arabuluculuk süreci işletilmeden doğrudan dava açılamaz.

Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk: Tüketici hakem heyetlerinin parasal görev sınırını aşan ve doğrudan Tüketici Mahkemelerinde görülecek olan alacak davalarında arabuluculuk zorunludur.

Arabuluculuk yoluna başvurulmadan doğrudan mahkemede alacak davası açılması halinde, hakim uyuşmazlığın esasına girmeden doğrudan "dava şartı yokluğundan" davanın usulden reddine karar verir. Usul kurallarına göre dava dilekçesine, arabuluculuk son tutanağının aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir e-imzalı örneğinin eklenmesi mecburidir.

İSPAT HUKUKU: ALACAĞIN MAHKEMEDE KANITLANMASI VE DELİL SİSTEMİ

Hukuk yargılamasında haklı olmak kendi başına bir anlam ifade etmez; asıl ve belirleyici olan iddia edilen hakkı, usul kurallarına uygun delillerle hakimin huzurunda kanıtlayabilmektir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde vücut bulan ispat yükü kuralı son derece nettir: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Alacak davasında davacı taraf, alacağın doğumunu sağlayan hukuki ilişkiyi (örneğin parayı borç olarak verdiğini, malı teslim ettiğini); davalı taraf ise bu borcu ifa ettiğini (ödediğini), takas ettiğini, ibra edildiğini veya borcun zamanaşımına uğradığını kanıtlamak zorundadır.

FAİZ HUKUKU: TEMERRÜT FAİZİ, AVANS FAİZİ VE YASAL FAİZ UYGULAMALARI

Alacak davasında sadece talep edilen anaparanın tahsili yeterli değildir; geçen süre zarfında enflasyon ve paranın zaman değeri karşısında yaşanan kaybı karşılamak üzere doğru faiz türünün ve başlangıç tarihinin talep edilmesi esastır.

Faiz Türleri: Ticari bir mahiyeti bulunmayan, şahıslar arasındaki adi işlerden doğan alacaklarda mevzuat gereği "yasal faiz" uygulanır. Ancak işin içinde ticari bir unsur varsa (örneğin her iki taraf da tacir ise veya dava konusu bir banka kredisiyse) çok daha yüksek oranlı olan "ticari temerrüt faizi" (avans faizi veya reeskont faizi) talep edilebilir.

ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELERİN ETKİSİ

Hukuk sistemimizde alacaklının sonsuza kadar dava açma tehdidini elinde tutması hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz. Zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasını değil, o hakkın mahkeme veya icra yoluyla zorla tahsil edilebilme niteliğini ortadan kaldıran usuli bir kurumdur. Borç zamanaşımına uğradığında tamamen silinmez, "eksik borç" (tabii borç) haline gelir.

Genel Zamanaşımı Süresi: Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 146) uyarınca, kanunda aksine özel bir hüküm bulunmadıkça her alacak kalemi 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.

SONUÇ VE HUKUKİ TEMSİLİN ÖNEMİ

Alacak davaları; görevli ve yetkili mahkemenin tayininden ispat yükünün belirlenmesine, delillerin HMK usullerine uygun şekilde mahkemeye sunulmasından zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin takibine kadar tamamen teknik ve sıkı şekil şartlarına tabi bir yargılama sürecidir. Yargılama aşamasında usul kurallarına uyulmaması, kanuni sürelerin kaçırılması veya eksik delil tespiti yapılması, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyerek davanın usulden reddedilmesine ve telafisi güç hak kayıplarına neden olabilmektedir.

Bu sebeple, alacak tahsili süreçlerinin mevzuata ve güncel Yüksek Mahkeme içtihatlarına uygun şekilde yürütülmesi, hukuki sürecin başından sonuna kadar usuli bir disiplinle takip edilmesi büyük önem arz etmektedir. Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak, ticari ve şahsi alacak uyuşmazlıklarına ilişkin dava, takip ve danışmanlık aşamalarında hukuki hizmet sunmaktayız. Mevcut uyuşmazlıklarınızın hukuki boyutuyla ilgili ön değerlendirme ve randevu planlaması için iletişim kanallarımız üzerinden büromuzla irtibata geçebilirsiniz.


Bu Makaleyi Paylaş




MAKALELER SIKÇA SORULAN SORULAR ETKİNLİKLER VİDEOLAR
cheap air max|cheap air jordans|pompy wtryskowe|cheap nike shoes| bombas inyeccion|cheap jordans|cheap jordan shoes|wholesale jordans|cheap jordan shoes|cheap dunk shoes|cheap jordans|wholesale jewelry china|cheap nike shoes|wholesale jordans|cheap wholesale jordans|cheap wholesale nike