ANONİM ŞİRKETİN HAKLI SEBEPLE FESHİ DAVASI (TTK 531): AZINLIK HAKLARI, ŞARTLARI, ALTERNATİF ÇÖZÜMLER VE HUKUKİ REHBER
Türk ticaret hukuku doktrininde ve uygulamada, anonim şirketlerin kuruluşu, işleyişi ve sona ermesi süreçleri katı kurallara bağlanmıştır. Anonim şirket modelinde egemen olan "sermayenin çoğunluğu" ilkesi, şirket yönetiminde çoğunluk pay sahiplerine geniş yetkiler tanırken, azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik olarak ihlal edilmesi riskini de beraberinde getirmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), bu dengesizliği gidermek ve azınlık pay sahiplerini çoğunluğun tahakkümünden korumak amacıyla radikal bir yasal mekanizma öngörmüştür.
TTK madde 531 hükmü uyarınca, haklı sebeplerin varlığı halinde, azınlık pay sahipleri şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshini talep etme hakkına sahiptir. Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davası, ortaklık ilişkisini kökten sona erdirebilecek ya da davacı ortağın hakkaniyete uygun bir ayrılma akçesi ile şirketten çıkarılmasıyla sonuçlanabilecek, yüksek finansal ve hukuki riskler barındıran en üst düzey azınlık hakkıdır. Bu makalede, anonim şirketlerin haklı sebeple feshine ilişkin yasal zemin, davanın usuli şartları, Yargıtay kararları ışığında "haklı sebep" kriterleri, yargılama sürecindeki savunma ve iddia stratejileri ile mahkemenin hükmedebileceği alternatif çözüm yolları en ince ayrıntısına kadar incelenmiştir.
TTK MADDE 531 UYARINCA HAKLI SEBEPLE FESİH DAVASININ YASAL ZEMİNİ
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi, mülga 6762 sayılı Kanun döneminde bulunmayan, tamamen azınlık haklarını koruma gayesiyle hukuk sistemimize kazandırılmış bir hükümdür. İlgili madde metni şu şekildedir:
"Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir."
Bu hüküm incelendiğinde, kanun koyucunun bir yandan azınlığın haklarını korurken, diğer yandan "şirketin devamlılığı (bekası) ilkesi" uyarınca ortaklığın hemen tasfiye edilmesini önlemeye çalıştığı açıkça görülmektedir. Haklı sebeple fesih davası, niteliği itibariyle bir "inşai (yenilik doğuran) dava" olup, mahkemenin vereceği karar neticesinde şirketin hukuki statüsünde köklü değişiklikler meydana gelir.
Duruşma salonlarında ve dava dilekçelerinde sıklıkla gözlemlediğimiz en büyük hata, bu davanın alelade bir alacak veya tazminat davası gibi kurgulanmasıdır. Oysa ki bu dava, şirketin kurumsal varlığına yönelik en ağır müdahaledir ve bu nedenle yasal şartların oluşup oluşmadığı mahkeme tarafından re'sen ve büyük bir titizlikle incelenmektedir.
HAKLI SEBEPLE FESİH DAVASINDA AKTİF VE PASİF HUSUMET EHLİYETİ
Haklı sebeple fesih davasının usulüne uygun şekilde ikame edilebilmesi için davacı ve davalı taraf sıfatlarının (husumet ehliyetinin) doğru belirlenmesi şarttır. Bu husustaki usuli hatalar, davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açmaktadır.
AKTİF HUSUMET (DAVA AÇMA NİSABI)
Dava açma hakkı, münhasıran kanunda belirtilen azlık (azınlık) pay sahiplerine tanınmıştır. Kanunun emredici nitelikteki düzenlemesine göre aktif husumet ehliyeti şu şartlara bağlıdır:
- Halka Kapalı Anonim Şirketlerde: Şirket sermayesinin en az onda birini (%10) temsil eden pay sahipleri bu davayı açabilir.
- Halka Açık Anonim Şirketlerde: Şirket sermayesinin en az yirmide birini (%5) temsil eden pay sahipleri dava hakkına haizdir.
Bu nisaplar, tek bir pay sahibine ait olabileceği gibi, birden fazla pay sahibinin paylarının birleştirilmesi suretiyle de sağlanabilir. Burada uygulamada müvekkillerin en çok sorduğu ve tereddüte düştüğü husus, bu dava açma nisabının davanın hangi aşamasında mevcut olması gerektiğidir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, söz konusu dava açma nisabının sadece dava açılırken değil, yargılama sürecinin sonuna kadar, yani yerel mahkeme hüküm kurana kadar korunması zorunludur. Dava devam ederken davacı ortaklardan birinin payını devretmesi veya dava hakkından vazgeçmesi neticesinde nisabın %10 (veya %5) altına düşmesi halinde, mahkeme davayı aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedecektir. Dolayısıyla dava stratejisi kurgulanırken, ortakların pay sahipliği statülerinin dava süresince sabit kalması güvence altına alınmalıdır.
PASİF HUSUMET (DAVALI SIFATI)
Haklı sebeple fesih davasında davalı sıfatı, haklı sebebin oluşmasına sebebiyet veren hakim ortaklara veya yönetim kurulu üyelerine değil, bizzat anonim şirketin tüzel kişiliğine aittir. Davanın doğrudan hakim ortaklar aleyhine açılması, husumet yönünden davanın reddi sonucunu doğurur. Ancak uygulamada, davanın neticelerinden doğrudan etkilenecek olan hakim ortakların veya yönetim kurulu üyelerinin de davaya fer'i müdahil olarak katılması sıklıkla karşılaşılan ve savunma stratejisi açısından önerilen bir yöntemdir.
YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA “HAKLI SEBEP” KAVRAMI VE SOMUT ÖRNEKLER
Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesinde "haklı sebep" kavramının tanımı kasıtlı olarak yapılmamış, ne gibi durumların haklı sebep teşkil edeceği hususu esnek bırakılarak hakimin takdir yetkisine ve yargısal uygulamalara bırakılmıştır. Kanunun gerekçesinde ise genel bir çerçeve çizilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrarlı kararları ve doktrindeki baskın görüşler çerçevesinde, anonim şirketlerde haklı sebep teşkil eden somut olgular şu şekilde tasnif edilmektedir:
- BİLGİ ALMA VE İNCELEME HAKKININ SİSTEMATİK OLARAK ENGELLENMESİ
Ortakların şirket faaliyetleri, mali tabloları ve operasyonel süreçleri hakkında bilgi sahibi olması, pay sahipliği haklarının (özellikle oy ve kar payı hakkı) doğru kullanılması için vazgeçilmezdir. Azınlık pay sahiplerinin TTK m. 437 kapsamında genel kurulda veya sonrasında yazılı olarak talep ettikleri bilgilerin, yönetim kurulu tarafından haksız gerekçelerle sürekli olarak gizlenmesi, şirket defter ve belgelerinin incelenmesine izin verilmemesi, haklı sebep oluşturabilecek en güçlü olgulardan biridir.
- KAR PAYI DAĞITIMI İHLALİ VE MAĞDUR ETME STRATEJİSİ
Hakim ortakların, azınlığı şirketten uzaklaştırmak veya paylarını ucuza kapatmaya zorlamak amacıyla uyguladığı en yaygın yöntem, şirketin kar etmesine rağmen genel kurullarda karın dağıtılmaması, sürekli olarak yedek akçelere aktarılması veya yönetim kurulu üyelerine fahiş huzur hakları ve primler ödenerek şirket içinin boşaltılmasıdır. Yargıtay, şirketin mali durumu haklı göstermediği halde, sırf azınlığa kar payı vermemek amacıyla üst üste uzun yıllar boyunca kar dağıtmama yönünde alınan genel kurul kararlarını sistematik bir hak ihlali ve haklı fesih sebebi olarak kabul etmektedir.
- GENEL KURULLARIN USULÜNE UYGUN TOPLANMAMASI VE SİSTEMATİK KİLİTLENME
Şirket organlarının işlevini yitirmesi, genel kurul toplantılarının mevzuata uygun şekilde çağrılmaması, azınlığın genel kurula katılımının fiziki veya hukuki engellerle zorlaştırılması haklı sebep kapsamındadır. Ayrıca, ortaklar arasındaki şiddetli geçimsizlik ve pay oranlarının eşitliği (%50-%50) gibi nedenlerle hiçbir kararın alınamadığı, yönetim kurulunun seçilemediği ve şirketin tamamen kilitlendiği (deadlock) durumlar, haklı sebeple feshin en tipik örnekleridir.
- ŞİRKET KAYNAKLARININ HAKİM ORTAKLARA VEYA GRUP ŞİRKETLERİNE AKTARILMASI
Anonim şirketin malvarlığının, piyasa rayicinden uzak sözleşmelerle, düşük bedelli satışlarla veya karşılıksız borç para transferleriyle hakim ortakların şahsi şirketlerine veya akrabalarına aktarılması, şirketin zarara uğratılması niteliğindedir. Bu durum hem yönetim kurulunun sadakat ve özen borcuna (TTK m. 369) aykırılık teşkil eder hem de azınlık pay sahipleri açısından ortaklık ilişkisinin devamını çekilmez hale getirir.
HAKLI SEBEPLE FESİH DAVASINDA “ULTIMA RATIO” (SON ÇARE) İLKESİ
Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davasının incelenmesinde mahkemelerin uymakla yükümlü olduğu en temel prensip "ultima ratio" (son çare) ilkesidir. Anonim şirketler, sadece ortaklarının çıkarlarına hizmet eden yapılar değil, aynı zamanda işçileri, alacaklıları, tedarikçileri ve ülke ekonomisini doğrudan ilgilendiren iktisadi varlıklardır. Bu nedenle, bir şirketin feshedilerek tasfiye edilmesi, hukuk düzeninin isteyeceği en son çözümdür.
Uygulamada, davacı azınlığın haklı sebepleri ne kadar ağır olursa olsun, ticaret mahkemesi hakimi derhal fesih kararı vermez. Mahkeme öncelikle;
- Ortaklar arasındaki uyuşmazlığın fesih dışında bir yöntemle çözülüp çözülemeyeceğini,
- Azınlığın uğradığı hak kayıplarının telafi edilme imkanının bulunup bulunmadığını,
- Şirketin iktisadi olarak canlılığını sürdürüp sürdürmediğini re'sen araştırır.
Eğer hak ihlalleri, şirketin feshini gerektirmeyecek kadar yerel veya telafi edilebilir nitelikteyse veya fesih kararı şirketin tüm paydaşlarına ve ekonomiye uyuşmazlığın boyutundan çok daha büyük bir zarar verecekse, mahkeme fesih talebini reddederek kanunun kendisine tanıdığı alternatif çözümlere yönelmek zorundadır.
MAHKEMENİN HÜKMEDEBİLECEĞİ ALTERNATİF ÇÖZÜM YOLLARI VE ORTAKLIKTAN ÇIKARMA
TTK’nın 531. maddesinin ikinci cümlesi, hakime çok geniş bir takdir yetkisi ve esneklik tanımıştır. Buna göre mahkeme, davacının fesih talebiyle bağlı kalmaksızın, somut olayın özelliklerine göre aşağıdaki alternatif çözümlerden birine hükmedebilir:
1. DAVACI ORTAĞIN ŞİRKETTEN ÇIKARILMASI VE AYRILMA AKÇESİNİN ÖDENMESİ
Bu alternatif, uygulamada haklı sebeple fesih davalarının çok büyük bir kısmının bağlandığı yasal sonuçtur. Mahkeme, haklı sebeplerin varlığını tespit etmekle birlikte, şirketin ticari hayatına devam etmesinin kamu yararı ve şirket menfaatine daha uygun olduğu kanaatine varırsa, davacı azınlığın paylarının şirkete devredilerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verir.
Bu durumda en kritik hukuki uyuşmazlık, ayrılma akçesinin (hisse değerinin) hesaplanması noktasında ortaya çıkar. Kanun, payların "karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin" ödenmesi gerektiğini açıkça düzenlemiştir. Duruşma salonlarında sıkça karşılaştığımız hatalardan biri, davacıların dava tarihindeki bilançolar üzerinden sabit bir değer talep etmesidir. Oysa yargılama süreci uzadıkça şirketin aktif değerleri, gayrimenkulleri ve piyasa konjonktürü değişmektedir.
Mahkeme, hüküm vermeden hemen önce bilirkişi heyeti (ticaret hukukçusu, mali müşavir ve ilgili sektör uzmanından oluşan) marifetiyle şirketin gerçek piyasa değerini (indirgenmiş nakit akımları, aktif değer yöntemi, emsal karşılaştırmaları vb. yöntemlerle) tespit ettirir ve davacının payına düşen miktarın nakden ödenmesine hükmeder.
2. DURUMA UYGUN DÜŞEN VE KABUL EDİLEBİLİR DİĞER ÇÖZÜMLER
Mahkeme, somut uyuşmazlığın doğasına göre tamamen özgün çözümler üretebilir. Bu kapsamda mahkeme tarafından verilebilecek kararlara şu örnekler verilebilir:
- Azınlık pay sahiplerinin haklarını korumak amacıyla yönetim kuruluna en az bir üye seçme hakkı (TTK m. 360 anlamında imtiyaz) tanınması,
- Şirketin malvarlığının bir kısmının (örneğin kavgaya sebep olan belirli bir fabrika veya taşınmazın) bölünme yoluyla yeni kurulacak ve azınlığın hakim olacağı bir şirkete aktarılması,
- Şirket ana sözleşmesindeki bazı emredici olmayan ancak azınlığı mağdur eden hükümlerin (örneğin kar dağıtımını zorlaştıran maddelerin) değiştirilmesine hükmedilmesi,
- Haklı sebebe yol açan kusurlu yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması.
HAKLI SEBEPLE FESİH DAVASINDA YARGILAMA USULÜ VE STRATEJİK İSPAT ARAÇLARI
Anonim şirketlerin haklı sebeple feshi davaları, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca yazılı yargılama usulüne tabidir. Dava, ticari dava niteliğinde olduğundan, dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tüketilmiş olması bir dava şartıdır. Arabuluculuk aşamasında tarafların hisse devri ve ayrılma akçesi üzerinde uzlaşamaması halinde ancak dava ikame edilebilir.
İDDİA STRATEJİSİ (DAVACI AZINLIK AÇISINDAN)
Davacı taraf, haklı sebeplerin süreklilik arz ettiğini ve münferit hatalardan ibaret olmadığını ispatlamakla mükelleftir. Bu doğrultuda şu stratejik adımlar atılmalıdır:
- Genel Kurul Muhalefet Şerhleri: Hak ihlali oluşturan tüm genel kurul kararlarına (bilançoların onayı, yönetim kurulunun ibrası, kar dağıtmama kararları vb.) TTK m. 445 ve 446 uyarınca süresi içinde muhalefet şerhi konulmalı ve mümkünse iptal davaları açılmalıdır. İptal davalarının varlığı, fesih davasında haklı sebebin ispatı açısından güçlü birer delildir.
- Delil Tespiti ve İhtar Mekanizmaları: Bilgi alma talepleri şirkete noter vasıtasıyla ihbar edilmeli, verilen olumsuz yanıtlar veya yanıtsız bırakılan ihtarlar dosyaya sunulmalıdır. Gerekirse mahkemeden HMK m. 400 uyarınca şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde delil tespiti talep edilmelidir.
SAVUNMA STRATEJİSİ (DAVALI ŞİRKET/HAKİM ORTAKLAR AÇISINDAN)
Davalı şirket savunmasını, davanın kurumsal varlığa zarar verme amacı taşıdığı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu tezi üzerine kurmalıdır:
- Ticari Gerekçelerin Ortaya Konulması: Örneğin kar dağıtılmamışsa, bunun keyfi olmadığı, şirketin likidite ihtiyacı, borç ödeme takvimi veya planlanan büyük bir yatırım (AR-GE, fabrika inşaatı vb.) için zorunlu olduğu finansal raporlarla kanıtlanmalıdır.
- Dürüstlük Kuralına Aykırılık (MK m. 2): Davacı ortağın asıl amacının şirketi korumak değil, rakip bir firmaya bilgi sızdırmak, şirketi şantaj yoluyla fahiş fiyattan hisse almaya zorlamak veya şirket faaliyetlerini aksatmak olduğu yönünde deliller varsa (örneğin rakip firmalarla olan ilişkileri, yazışmaları), bunlar mahkemeye sunularak davanın reddi talep edilmelidir.
DAVA SÜRESİNCE ALINABİLECEK İHTİYATİ TEDBİRLER VE KAYYIM ATANMASI
Haklı sebeple fesih davaları, doğası gereği uzun süren ve kapsamlı bilirkişi incelemeleri gerektiren yargılamalardır. Bu süre zarfında, davalı şirketi yöneten hakim ortakların şirket malvarlığını kaçırması, şirketin içini boşaltması veya azınlığın haklarını daha da geriletecek kararlar alması riski mevcuttur. Bu risklerin bertaraf edilmesi amacıyla davacı azlık, HMK m. 389 uyarınca mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunabilir.
Haklı sebeple fesih davasında talep edilebilecek en etkili ihtiyati tedbirler şunlardır:
- Şirket taşınmazlarının, araçlarının ve fikri mülkiyet haklarının (marka, patent) üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tapu ve sicil kayıtlarına ihtiyati tedbir konulması,
- Şirket yönetim kurulu kararlarının icrasının durdurulması,
- Şirket yönetim organının yetkilerinin sınırlandırılması veya yönetim kurulunun tamamen görevden alınarak şirkete yönetim kayyımı atanması; eğer bu mümkün değilse yönetim kurulu kararlarını denetlemek ve onaylamak üzere denetçi kayyım görevlendirilmesi.
Mahkeme, kayyım atanması veya ağır ihtiyati tedbir kararları verirken de "ölçülülük" ve "şirketin ticari itibarının korunması" kriterlerini göz önünde bulundurur. Davacının ihtiyati tedbir taleplerinde somut ve acil bir tehlikenin varlığını (örneğin muvazaalı mal devri hazırlıklarını) banka kayıtları, ihtarname veya tanık beyanları ile yaklaşık olarak ispat etmesi gerekir.
ANONİM ŞİRKETLERDE HAKLI SEBEPLE FESİH VE TASFİYE SÜRECİ
Mahkeme, tüm alternatif çözümleri değerlendirdikten sonra uyuşmazlığın başka hiçbir yolla çözülemeyeceğine kanaat getirir ve en nihayetinde şirketin feshine karar verirse, bu kararın kesinleşmesiyle birlikte şirket tasfiye dönemine girer.
Tasfiye süreci, TTK m. 536 ve devamı hükümlerine göre yürütülür:
- Şirketin unvanına "Tasfiye Halinde" ibaresi eklenir.
- Yönetim kurulunun yetkileri, sadece tasfiye amacıyla sınırlı hale gelir ve şirketi temsil yetkisi mahkemece atanan veya genel kurulca seçilen tasfiye memurlarına geçer.
- Tasfiye memurları, şirketin aktiflerini paraya çevirir, alacakları tahsil eder ve şirketin tüm borçlarını öder.
- Borçlar ödendikten sonra kalan tasfiye artığı (net malvarlığı), şirket ana sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, pay sahipleri arasında ödedikleri sermaye ve payları oranında dağıtılır.
- Tasfiyenin tamamlanmasının ardından şirketin sicil kaydı ticaret sicilinden silinir ve şirketin tüzel kişiliği tamamen sona erer.
GÜNCEL MEVZUAT VE GELECEKTEKİ DÜZENLEMELER HAKKINDA DEĞERLENDİRME
2026 yılı itibariyle, Türk ticaret hukuku uygulamasında dijitalleşme ve kurumsal yönetim ilkelerine uyum, mahkemelerin haklı sebep değerlendirmelerindeki kriterleri de dönüştürmektedir. Özellikle şirketlerin elektronik genel kurul (EGKS) ve elektronik yönetim kurulu sistemlerini kullanma zorunluluklarının ihlal edilmesi, azınlığın bu dijital platformlara erişiminin engellenmesi güncel davalarda yeni birer haklı sebep unsuru olarak ileri sürülmektedir.
Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Ticaret Bakanlığı’nın kurumsal yönetim ilkelerine ilişkin ikincil mevzuat çalışmaları, anonim şirketlerde şeffaflık ve hesap verilebilirlik standartlarını yukarılara taşımaktadır. Bu doğrultuda, kurumsal yönetim ilkelerine sistematik olarak aykırı davranan, kamuyu ve ortakları aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmeyen şirketlerde mahkemelerin azınlık hakları lehine daha esnek kararlar verdiği ve "haklı sebep" çıtasını azınlığı koruyacak şekilde güncellediği gözlemlenmektedir.
ÖZET
Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davası nedir?
Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davası (TTK m. 531); azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik olarak ihlal edilmesi, kar payının haklı neden olmaksızın dağıtılmaması veya şirketin kilitlenmesi gibi durumlarda, sermayenin en az %10’unu temsil eden ortakların asliye ticaret mahkemesinde açtığı ve şirketin feshini veya ortaklıktan çıkarılmalarını talep ettiği yenilik doğuran bir davadır.
SIKÇA SORULAN SORULAR
1. Haklı sebeple fesih davası açmak için hisse oranı ne olmalıdır?
Halka kapalı anonim şirketlerde şirket sermayesinin en az onda birini (%10), halka açık anonim şirketlerde ise en az yirmide birini (%5) temsil eden pay sahibi veya sahipleri bu davayı açabilir.
2. Dava açma nisabı yargılama süresince kaybedilirse ne olur?
Dava açma nisabının (%10 veya %5) dava açılırken mevcut olması yetmez; yerel mahkemenin karar anına kadar korunması gerekir. Pay devri gibi nedenlerle bu oran dava süresinde düşerse, dava aktif husumet yokluğundan reddedilir.
3. Mahkeme doğrudan şirketin kapatılmasına mı karar verir?
Hayır. "Son çare" (ultima ratio) ilkesi uyarınca mahkeme, şirketin iktisadi varlığını korumak adına öncelikle davacı pay sahibinin paylarının gerçek değerinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına veya duruma uygun başka bir alternatif çözüme hükmeder. Fesih en son ihtimaldir.
4. Çıkarılma kararı verilirse hisse değeri neye göre hesaplanır?
Türk Ticaret Kanunu uyarınca, ortaklıktan çıkarma kararı verilmesi halinde payların dava tarihindeki değil, "mahkeme karar tarihine en yakın tarihteki gerçek piyasa değeri" bilirkişi marifetiyle hesaplanır ve davacıya ödenir.
5. Bu dava hangi mahkemede ve kime karşı açılır?
Dava, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde açılır. Davalı sıfatı hakim ortaklara veya yöneticilere değil, bizzat şirketin tüzel kişiliğine aittir.
6. Dava devam ederken şirkete kayyım atanması talep edilebilir mi?
Evet. Hakim ortakların şirket kaynaklarını kaçırma veya içini boşaltma riski varsa, davacı azınlık HMK hükümleri uyarınca mahkemeden şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir talep edebilir.
PROAKTİF HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU
Anonim şirketlerde azınlık haklarının korunması ve haklı sebeple fesih süreçleri; usul hukuku tuzakları, karmaşık finansal değerleme yöntemleri ve yüksek ticari riskler barındıran, hataya yer olmayan bir alandır. Genel kurul kararlarından yönetim kurulu süreçlerine kadar atılacak her hatalı adım, haklıyken haksız duruma düşmenize ve telafisi imkansız maddi kayıplara yol açabilir.
Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, şirketler hukuku alanındaki köklü geçmişi ve ticaret hukuku davalarındaki derin yargılama tecrübesiyle, azınlık haklarının korunması ve fesih/çıkarılma stratejilerinin kurgulanmasında kurumsal ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Hak kayıplarınızı önlemek, şirket varlıklarınızı güvence altına almak ve hakkaniyete uygun ayrılma akçesi sürecini yönetmek adına uzman kadromuzdan profesyonel randevu talep etmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
