Evlilik dışı dünyaya gelen bir çocuğun annesi olmak, hem psikolojik hem de ekonomik açıdan oldukça zorlu bir mücadeledir. Biyolojik baba sizi evleneceğiz veya çocuğu nüfusuma alacağım diyerek aylarca oyalamış, iş resmiyete döküldüğünde ise ortadan kaybolmuş ya da DNA testi vermekten kaçıyor olabilir.
Toplum baskısı ve hukuki bilgi eksikliği nedeniyle çocuğunuzun nafaka, miras ve kimlik haklarından sessizce vazgeçmeyin. Kanunlarımız anneyi ve çocuğu koruyan çok güçlü güvenceler sunar. Başarıyla sonuçlanan bir babalık davası ile çocuğunuz, biyolojik babasının resmi nikahlı eşinden olan diğer çocuklarıyla birebir aynı ve eşit miras hakkına, nafakaya ve kimliğe sahip olur. Ancak bu süreç, sadece mahkemeye bir dilekçe vermekten ibaret olmayan ve Yargıtay'ın katı usul kurallarına tabi olan hassas bir yoldur. Çocuğunuzun geleceğini güvence altına alacak bu rehberde, sürecin gizli kalmış detaylarını ve atılması gereken doğru hukuki adımları bulacaksınız.
Babalık davası, evlilik dışı doğan çocuğun babasının mahkeme kararıyla kesin olarak tespit edilmesi amacıyla açılan bir davadır. Hukuk sistemimizde doğumla birlikte anne ile çocuk arasındaki soybağı kendiliğinden kurulur. Ancak baba ile çocuk arasındaki hukuki bağın kurulabilmesi için evlilik, resmi tanıma veya mahkeme kararı gerekir. Biyolojik baba bu sorumluluktan kaçıyorsa, davanın açılma hakkı kanunen doğrudan anneye ve çocuğa aittir.
Gerçek hayatta anneleri en çok çaresiz hissettiren durumlardan biri de biyolojik babanın dava açılmadan önce veya dava sürerken vefat etmesidir. Kişi vefat etti ve artık babalığı ispatlanamaz şeklindeki düşünce tamamen hukuki bir yanılgıdır. Kanun koyucu, bu durumda davanın babanın yasal mirasçılarına, yani resmi nikahlı eşine, diğer çocuklarına veya onlar hayatta değilse anne ve babasına yöneltilmesine imkan tanımaktadır.
Peki baba hayatta değilse DNA tespiti nasıl yapılacaktır? Böyle bir durumda mahkeme kararıyla fethi kabir yani mezarın açılması işlemi yapılarak merhumdan doku örneği alınması veya babanın yakın kan hısımlarından DNA örneği talep edilmesi mümkündür. Yargıtay içtihatları doğrultusunda dava olumlu sonuçlandığında, evlilik dışı doğan çocuk merhum babasının malvarlığı üzerinde, resmi eşten olan diğer çocuklarla tamamen eşit yasal miras hakkına kavuşur ve geçmişe dönük hak kaybı yaşamaz.
Babalık davası açmaya karar veren annelerin ilk aklına gelen sorulardan biri bu davanın nerede ve hangi mahkemede açılacağıdır. Hukuk sistemimizde bu tür uyuşmazlıkların çözüm yeri Aile Mahkemeleridir. Eğer bulunduğunuz ilçede müstakil bir Aile Mahkemesi yoksa, Asliye Hukuk Mahkemesi bu davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevlidir. Ancak asıl kafa karıştıran konu davanın hangi şehirde açılacağı meselesidir.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız üzere, anneler genellikle davanın biyolojik babanın yaşadığı şehirde açılması gerektiğini düşünerek büyük bir umutsuzluğa kapılırlar. Davalı baba İstanbul'da siz ise İzmir'de yaşıyorsanız, hakkınızı aramak için sürekli İstanbul Adliyesine gitmek zorunda kalacağınızı düşünmek maddi ve manevi olarak yıpratıcıdır. Ancak Türk Medeni Kanunu bu konuda anneyi ve çocuğu koruyan çok önemli bir kolaylık sağlar. Kanun maddesi uyarınca babalık davası, taraflardan birinin dava sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilmektedir. Yani siz kendi yaşadığınız şehirdeki adliyeye başvurarak bu süreci rahatlıkla başlatabilirsiniz. Babanın nerede yaşadığı, sizin kendi şehrinizde dava açmanıza hukuken bir engel teşkil etmez.
Pek çok kadın çevresel faktörler, aile baskısı veya iş hayatındaki konumu nedeniyle bu hukuki sürece girmekten çekinmektedir. Davanın e-Devlet üzerinden görünmesi veya adliye koridorlarında konuşulması ihtimali, anneleri çocuklarının en temel haklarından vazgeçmeye itebilmektedir. Oysa hukuk sistemi, bu tür hassas aile uyuşmazlıklarında kişilerin özel hayatını korumak için çok net güvenceler sunar.
Aile Mahkemelerinde görülen babalık davaları için hakimi ikna ederek mahkemeden gizlilik kararı diğer adıyla duruşmaların kapalı yapılması talep edilebilmektedir. Uzman bir avukat aracılığıyla yapılacak gerekçeli bir başvuru ile mahkemenin bu talebi kabul etmesi halinde dosya üçüncü kişilerce görüntülenemez. Duruşma salonuna taraf avukatları ve hakim dışında hiç kimse, hatta adliye personeli bile alınmaz. Böylelikle hukuki sürecin mahremiyet çerçevesinde, dedikodudan ve toplum baskısından tamamen uzak bir şekilde yürütülmesi tam anlamıyla garanti altına alınmış olur.
İnternette babalık davası ile ilgili araştırma yapan annelerin en çok korktuğu ve hak kaybına uğradığı konu hak düşürücü süre kuralıdır. Kanunlarımıza göre annenin babalık davası açma hakkı, çocuğun doğumundan itibaren tam bir yıl geçmekle düşer. Hukuk sistemindeki boşlukları bilen birçok kötü niyetli baba, anneyi bu bir yıllık süre boyunca kasıtlı olarak oyalar. Seni ailemle tanıştıracağım, maddi durumumu düzeltip evleneceğiz veya mahkemeye hiç gerek yok ben çocuğu zaten nüfusuma gidip alacağım diyerek zaman kazanan babalar, birinci yılın dolduğu günün ertesi sabahı ortadan kaybolurlar.
Peki bir yıl geçtiyse çocuğunuzun hakları temelli mi yandı ve artık mahkeme kapıları size kapandı mı? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yıllar içinde oluşan bu büyük mağduriyeti görerek ezber bozan ve süreyi esneten çok adil bir içtihada imza atmıştır. Yargıtay'ın güncel kararları, kötü niyetli babaların bu oyalama taktiğini yerle bir etmiştir.
Eğer davalı erkek sizi evlilik vaadiyle veya çocuğu tanıyacağı sözüyle oyalamışsa, Yargıtay bu durumu dava açmada gecikme için haklı sebep kabul eder ve bir yıllık kanuni sürenin aşılmasına izin verir. Oyalama eylemi ortadan kalktıktan sonra bir ay içinde dava açmanız halinde mahkeme süreden ret kararı veremez.
Ancak mahkeme salonunda sadece bana söz vermişti beni kandırdı demek maalesef davanın kabulü için yeterli değildir. Hukuk somut delil arar. Oyalama iddiasını mahkemede mutlaka yazılı ve tartışmasız belgelerle ispatlamanız gerekir. Babanın size attığı WhatsApp mesajları, cep telefonu SMS kayıtları veya e-posta yazışmaları davanın kaderini değiştirir. Sadece tanık beyanlarına dayanarak oyalama iddiasını ispatlamak Yargıtay uygulamalarında çok zor kabul edilmektedir. Bu yüzden elinizdeki tüm dijital yazışmaları, tarih ve saatleri görünecek şekilde yedeklemeniz davanızın can damarıdır.
Babalık davası açmaya karar veren annelerin ilk aklına gelen sorulardan biri bu davanın nerede ve hangi mahkemede açılacağıdır. Hukuk sistemimizde bu tür uyuşmazlıkların çözüm yeri Aile Mahkemeleridir. Eğer bulunduğunuz ilçede müstakil bir Aile Mahkemesi yoksa, Asliye Hukuk Mahkemesi bu davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevlidir. Ancak asıl kafa karıştıran konu davanın hangi şehirde açılacağı meselesidir.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız üzere, anneler genellikle davanın biyolojik babanın yaşadığı şehirde açılması gerektiğini düşünerek büyük bir umutsuzluğa kapılırlar. Davalı baba İstanbul'da siz ise İzmir'de yaşıyorsanız, hakkınızı aramak için sürekli İstanbul Adliyesine gitmek zorunda kalacağınızı düşünmek maddi ve manevi olarak yıpratıcıdır. Ancak Türk Medeni Kanunu bu konuda anneyi ve çocuğu koruyan çok önemli bir kolaylık sağlar. Kanun maddesi uyarınca babalık davası, taraflardan birinin dava sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilmektedir. Yani siz kendi yaşadığınız şehirdeki adliyeye başvurarak bu süreci rahatlıkla başlatabilirsiniz. Babanın nerede yaşadığı, sizin kendi şehrinizde dava açmanıza hukuken bir engel teşkil etmez.
Pek çok kadın çevresel faktörler, aile baskısı veya iş hayatındaki konumu nedeniyle bu hukuki sürece girmekten çekinmektedir. Davanın e-Devlet üzerinden görünmesi veya adliye koridorlarında konuşulması ihtimali, anneleri çocuklarının en temel haklarından vazgeçmeye itebilmektedir. Oysa hukuk sistemi, bu tür hassas aile uyuşmazlıklarında kişilerin özel hayatını korumak için çok net güvenceler sunar.
Aile Mahkemelerinde görülen babalık davaları için hakimi ikna ederek mahkemeden gizlilik kararı diğer adıyla duruşmaların kapalı yapılması talep edilebilmektedir. Uzman bir avukat aracılığıyla yapılacak gerekçeli bir başvuru ile mahkemenin bu talebi kabul etmesi halinde dosya üçüncü kişilerce görüntülenemez. Duruşma salonuna taraf avukatları ve hakim dışında hiç kimse, hatta adliye personeli bile alınmaz. Böylelikle hukuki sürecin mahremiyet çerçevesinde, dedikodudan ve toplum baskısından tamamen uzak bir şekilde yürütülmesi tam anlamıyla garanti altına alınmış olur.
İnternette babalık davası ile ilgili araştırma yapan annelerin en çok korktuğu ve hak kaybına uğradığı konu hak düşürücü süre kuralıdır. Kanunlarımıza göre annenin babalık davası açma hakkı, çocuğun doğumundan itibaren tam bir yıl geçmekle düşer. Hukuk sistemindeki boşlukları bilen birçok kötü niyetli baba, anneyi bu bir yıllık süre boyunca kasıtlı olarak oyalar. Seni ailemle tanıştıracağım, maddi durumumu düzeltip evleneceğiz veya mahkemeye hiç gerek yok ben çocuğu zaten nüfusuma gidip alacağım diyerek zaman kazanan babalar, birinci yılın dolduğu günün ertesi sabahı ortadan kaybolurlar.
Peki bir yıl geçtiyse çocuğunuzun hakları temelli mi yandı ve artık mahkeme kapıları size kapandı mı? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yıllar içinde oluşan bu büyük mağduriyeti görerek ezber bozan ve süreyi esneten çok adil bir içtihada imza atmıştır. Yargıtay'ın güncel kararları, kötü niyetli babaların bu oyalama taktiğini yerle bir etmiştir.
Eğer davalı erkek sizi evlilik vaadiyle veya çocuğu tanıyacağı sözüyle oyalamışsa, Yargıtay bu durumu dava açmada gecikme için haklı sebep kabul eder ve bir yıllık kanuni sürenin aşılmasına izin verir. Oyalama eylemi ortadan kalktıktan sonra bir ay içinde dava açmanız halinde mahkeme süreden ret kararı veremez.
Ancak mahkeme salonunda sadece bana söz vermişti beni kandırdı demek maalesef davanın kabulü için yeterli değildir. Hukuk somut delil arar. Oyalama iddiasını mahkemede mutlaka yazılı ve tartışmasız belgelerle ispatlamanız gerekir. Babanın size attığı WhatsApp mesajları, cep telefonu SMS kayıtları veya e-posta yazışmaları davanın kaderini değiştirir. Sadece tanık beyanlarına dayanarak oyalama iddiasını ispatlamak Yargıtay uygulamalarında çok zor kabul edilmektedir. Bu yüzden elinizdeki tüm dijital yazışmaları, tarih ve saatleri görünecek şekilde yedeklemeniz davanızın can damarıdır.
Yargıtaydan Dönme Riski ve Çocuğa Kayyım Atanması Zorunluluğu
Babalık davasını bir avukat yardımı olmadan kendi başına açan annelerin mahkeme koridorlarında yaptığı en büyük ve en yıkıcı usul hatası kayyım meselesidir. Anne, haklı olarak çocuğunun geleceğini düşünerek bu davayı açtığında, hukuken çocuk ile anne arasında bir menfaat çatışması ihtimali doğar. Yargıtay'ın bu konudaki tavizsiz içtihatlarına göre, davayı anne açtığında çocuğun haklarını bağımsız bir şekilde mahkemede savunması için hakimin çocuğa mutlaka bir temsilci yani kayyım ataması zorunludur.
Eğer davanıza bakan hakim yoğunluktan veya gözden kaçırarak bu usulü atlar ve davayı sadece sizin temsilinizle sonuçlandırıp babalığa hükmederse, işte o zaman büyük bir kriz başlar. Bu karar Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay aşamasında kesin olarak usulden bozulur. Kayyım atanması süreci davanın süresini birkaç ay uzatabilen hukuki bir detaydır ancak bu adım asla atlanamaz. Profesyonel bir avukat, davanın yıllarca uzamaması ve Yargıtaydan hayal kırıklığıyla dönmemesi için kayyım talebini daha dava dilekçesini hazırlarken en baştan usulüne uygun şekilde yapar.
Babalık Davasında Annenin İsteyebileceği Haklar ve Maddi Tazminatlar
Babalık davası sadece nüfus cüzdanındaki baba hanesini resmi olarak doldurmak için açılmaz. Evlilik dışı doğum yapan annenin yaşadığı maddi ve manevi mağduriyeti gidermek için kanun çok ciddi ekonomik haklar tanımıştır. Doğum masraflarını, gebelik dönemindeki tüm sağlık giderlerini ve doğumdan önceki altı hafta ile doğumdan sonraki altı haftanın yani toplam on iki haftalık geçim giderlerini doğrudan biyolojik babadan talep edebilirsiniz.
Ayrıca dava devam ederken mahkeme çocuğun acil ihtiyaçları için tedbir nafakası bağlanmasına, dava bitip babalık kesinleştiğinde ise bu ödemenin iştirak nafakasına dönüşmesine karar verebilir. Burada annelerin sıkça düştüğü hukuki bir yanılgıyı düzeltmek gerekir. Anne evli olmadığı ve dolayısıyla bir boşanma davası açmadığı için mahkemeden kendisi adına yoksulluk nafakası isteyemez. Yani bağlanacak olan nafaka sizin için değil, tamamen çocuğunuzun bakımı ve geleceği içindir.
Yılların Birikimini Alırım Yanılgısı ve Geriye Dönük Nafaka Kuralı
Biyolojik babanın bugün yarın halledeceğim, çocuğu nüfusuma geçireceğim şeklindeki oyalama taktiklerine kanıp davayı yıllarca ertelemenin en acı maliyetlerinden biri geri döndürülemez nafaka kayıplarıdır. Birçok anne, çocuğu beş altı yaşına geldiğinde dava açarak, geçen o beş yılın tüm nafaka bedelini topluca ve geriye dönük olarak alabileceğini zanneder. Oysa mahkemelerdeki hukuki gerçeklik çok daha acımasızdır.
İştirak nafakası, kural olarak davanın mahkemede açıldığı tarihten itibaren hesaplanıp hüküm altına alınır. Yani dava açmakta geciktiğiniz her ay, çocuğunuzun yasal hakkı olan o maddi destekten kendi rızanızla vazgeçtiğiniz ve geçmişe sünger çektiğiniz anlamına gelir. Çağlayan Adliyesinde veya bulunduğunuz şehrin mahkemesinde hukuki süreci derhal başlatmak, çocuğunuzun gelecekteki eğitimini ve rızkını korumanın tek garantili yoludur.
Manevi Tazminat Çatışması ve Yargıtay'ın Getirdiği Büyük Kolaylık
Eskiden evlenme vaadiyle kandırılan ve çocuğuyla tek başına bırakılan bir annenin yaşadığı psikolojik yıkım için manevi tazminat alabilmesi büyük bir eziyetti. Annenin babalık davasından tamamen ayrı olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde ikinci bir dava açması gerektiği tartışılırdı ve bu durum süreci yıllarca uzatırdı.
Ancak güncel Yargıtay İkinci ve Sekizinci Hukuk Dairesi uygulamaları annelerin yaşadığı bu çileyi bitirmiştir. Yaşadığınız o manevi yıkım ve kandırılma nedeniyle talep edeceğiniz manevi tazminatı, artık babalık davası ile birlikte aynı dosya içinde doğrudan Aile Mahkemesinden talep edip karara bağlatabiliyorsunuz. Böylece davanın bölünmesine ve avukatlık masraflarının ikiye katlanmasına gerek kalmamıştır.
Miras Hakkında Eşitlik Vurgusu
Babalık davasını kazanmanın sadece bir nüfus cüzdanı değişikliğinden ibaret olmadığını müvekkillerimize her zaman hatırlatmak isteriz. Annelerin çocuklarının hakkını aramadaki kararlılığını artıracak çok güçlü bir hukuki gerçek vardır. Mahkeme kararıyla babalığı kesinleşen evlilik dışı doğmuş bir çocuk, biyolojik babasının resmi nikahlı eşinden olan diğer çocuklarıyla birebir aynı ve eşit miras hakkına sahip olur. Kanunlarımız önünde evlilik içi veya evlilik dışı çocuk ayrımı kesinlikle yoktur. Babanın vefatı halinde çocuğunuz, geride kalan tüm malvarlığı üzerinde diğer kardeşleri ne alıyorsa kuruşu kuruşuna aynı payı talep etme hakkına kavuşur.
Adım Adım Delil Hazırlığı ve Dijital Yazışmaların Gücü
Mahkemede davanızı ispatlarken sadece bana söz vermişti beni oyaladı demek davanın reddine yol açabilir. Hukuk sistemimizde iddiayı ispat yükü davacı tarafa aittir. Bu nedenle dijital yazışmalarınızı mahkemeye sunulacak en büyük silahınız olarak görmelisiniz. Çocuğu aldır, nüfusuma geçireceğim veya maddi durumumu toparlayınca evleneceğiz gibi ifadelerin geçtiği anlık mesajlaşma uygulamalarındaki kayıtları, kısa mesajları veya elektronik posta yazışmalarını ekran görüntüleriyle birlikte güvenli bir yere yedeklemelisiniz. Mesajların atıldığı tarih ve saatlerin net olarak görünmesi çok önemlidir. Bu kayıtlar, kanuni süreyi kaçırmış olsanız dahi oyalama istisnası kapsamında davanızın kabul edilmesi için en güçlü kanıtınızdır.
Bunun yanı sıra gebelik testleri, doktor muayene ücretleri, doğum harcamaları ve hatta biyolojik babanın çocuk için yaptığı sembolik ödemelerin banka dekontları gibi finansal izleri mutlaka saklamanız gerekir. Tüm bu belgeler hem babalığın ispatında hem de maddi tazminat talebinizde mahkemenin kararını doğrudan etkiler.
Tanıklık Stratejisi ve Sosyal İspat
Sadece belgeler değil, doğru seçilmiş tanıklar da adli tıp süreci öncesinde hakimin zihninde bir kanaat oluşması için kritik bir role sahiptir. Tanıklarınızı belirlerken, tarafların duygusal birlikteliğine, aynı evde konakladıklarına veya erkeğin gebelik sürecindeki tutumlarına şahit olan kişileri seçmelisiniz. Özellikle babanın kendi sosyal çevresine bu çocuk benden dediği anlara şahit olan kişilerin duruşmadaki beyanları, davanın seyrini tamamen sizin lehinize değiştirecek güce sahiptir.
Sıkça Sorulan Sorular
Babalık davası süreci, içerdiği hassas detaylar ve katı usul kuralları sebebiyle haklı olarak aklınızda pek çok soru işareti bırakabilir. Müvekkillerimizin ofisimize geldiklerinde bize en sık yönelttiği soruları derledik ve bu zorlu süreçte içinizi rahatlatmak, kafanızdaki hukuki belirsizlikleri gidermek amacıyla sizler için özel bir soru cevap bölümü hazırladık. Aşağıda, aklınıza takılabilecek en temel soruların hukuki yanıtlarını bulabilirsiniz.
Davalı baba DNA testi için özel bir hastaneye gidebilir mi?
Hayır, kesinlikle gidemez. Soybağının tespiti davalarında DNA testleri mahkemenin resmi sevkiyle yalnızca devletin yetkili kurumlarında ve Adli Tıp birimlerinde yapılır. Mahkeme kanalıyla gönderilmeyen, özel bir laboratuvar veya hastaneden alınan raporlar hakim tarafından hiçbir şekilde hükme esas alınmaz.
Babalık davasında üç yüz gün kuralı nasıl işler?
Çocuğun doğumundan önceki üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasında anne ile davalı erkeğin birliktelik yaşamış olması, kanunen babalığa dair çok güçlü bir varsayım sayılır. Bu hukuki durum oluştuktan sonra ben o tarihte yoktum veya tıbben mümkün değil gibi itirazları kanıtlama yükü tamamen davalı babaya geçer. Sizin bu aşamada ekstra bir çaba harcamanıza gerek kalmaz.
Çocuk kaç yaşına kadar babalık davası açabilir?
Anne için dava açma süresi kural olarak doğumdan itibaren bir yıl iken, yüksek mahkeme kararlarıyla çocuk için süre sınırı tamamen kaldırılmıştır. Çocuk on sekiz yaşını doldurup reşit olduktan sonra, ömrünün sonuna kadar dilediği zaman biyolojik babasına veya o kişi vefat etmişse mirasçılarına karşı bu davayı açma hakkına sahiptir.
Yabancı uyruklu babaya karşı Türkiye sınırları içinde dava açılabilir mi?
Evet, açılabilir. Çocuğun biyolojik babası yabancı uyruklu olsa dahi, anne veya çocuk Türkiye'de yaşıyorsa Türk mahkemeleri bu davaya bakmaya tam yetkilidir. Hatta baba yurtdışına kaçmış olsa bile mahkeme uluslararası resmi yazışmalarla hukuki süreci işletir ve babalığa hükmedebilir.
Çocuğunuzun Geleceğini Riske Atmayın
Babalık davası basit bir nüfus kaydı değiştirme işlemi değildir. Zorla DNA testi alımından çocuğa bağımsız temsilci atanması usullerine, oyalama mesajlarının ispatından manevi tazminat taleplerine kadar son derece teknik ve Yargıtay kurallarına tabi amansız bir hukuk savaşıdır. Nasılsa çocuk benden kesin kazanırım diyerek bir avukat desteği almadan çıkılan bu yolda yapılacak en ufak bir usul hatası, davanızın esasa bile girilmeden reddedilmesine ve çocuğunuzun nafaka ile miras gibi en temel yasal haklarından ömür boyu mahrum kalmasına yol açacaktır.
Toplum baskısı, maddi kaygılar veya hukuki bilgisizlik yüzünden evladınızın geleceğinden vazgeçmeyin. Sürecin her aşamasında güvende hissetmek, davanızın usulüne uygun ve eksiksiz bir şekilde yürütülmesini sağlamak için iletişim sayfamızdan ofisimizle hemen irtibata geçebilirsiniz. Çocuğunuzun kimliğini ve yarınlarını şansa değil, hukukun gücüne ve tecrübeye emanet edin.
Müvekkillerimizle ilk görüşmelerimizde, internette okudukları eksik veya hatalı bilgiler nedeniyle kafalarının çok karışık olduğunu görüyoruz. Sürecin şeffaflığı adına, bize en çok yöneltilen kritik soruları Yargıtay'ın güncel uygulamaları ışığında sizin için özetledik:
Davanın kime yöneltileceği (husumet konusu), yapılan usulsüzlüğün türüne göre değişir. Eğer işvereniniz sigorta girişinizi hiç yapmamışsa ve bu sürelerin tespitini istiyorsanız, davayı zorunlu olarak hem sizi çalıştıran işverene hem de Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) birlikte açmanız gerekir. Ancak, işvereniniz işe giriş bildirgenizi SGK'ya süresinde vermiş fakat sonrasında Kurum primlerin yatırılmadığı gerekçesiyle uyuşmazlık çıkarmışsa, davanın doğrudan SGK'ya yöneltilmesi yeterlidir.
İşte vatandaşın en çok tuzağa düştüğü noktalardan biri burasıdır! İş Hukuku'nda kıdem tazminatı veya fazla mesai gibi alacaklarınız için dava açmadan önce arabulucuya gitmeniz zorunludur. Ancak, anayasal bir hak olan sigortalılık sürelerinin tespiti davalarında (hizmet tespiti), dava açmadan önce SGK'ya başvuru zorunluluğu yoktur. Bu davalar doğrudan İş Mahkemeleri'nde açılır. Eğer avukatınız olmadan tazminat davası ile hizmet tespiti sürecini birbirine karıştırırsanız, usulden tüm davanızı kaybedebilirsiniz.
3. Vefat Eden Eşim veya Babam İçin Bu Davayı Açabilir miyim?
Kesinlikle evet. Sigortasız veya eksik primle çalıştırılan yakınınız vefat ettiyse; geride kalan eş, çocuklar veya anne-baba gibi hak sahipleri, ölüm aylığı (dul ve yetim maaşı) bağlatabilmek için bu tespit davasını açabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, hak sahipleri yönünden bu davanın açılabilmesi için gereken hak düşürücü süre, murisin (ölen kişinin) hakkın ortaya çıktığı ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar. Yani yakınınızı kaybettiğinizde geçmiş haklarının yandığını düşünmeyin.
Çalışma hayatında maalesef işverenlerin Kuruma verdiği belgelerin gerçeği yansıtmadığı veya sigortalının başkasına ait bir kimlikle (veya yanlış sicil numarasıyla) çalıştırıldığı durumlara da rastlıyoruz. Eğer fiilen siz çalışmış olmanıza rağmen primleriniz bir başkasının üzerinde görünüyorsa, "Aidiyet Davası" adı verilen özel bir tespit davası açarak bu primleri kendi üzerinize geçirebilirsiniz. Üstelik Yargıtay uygulamasına göre, aidiyet davaları hak düşürücü süreye (zamanaşımına) tabi değildir ve her zaman açılabilir.
Türk işverenler tarafından yurt dışındaki şantiyelere veya projelere götürülen işçiler genellikle sigorta konusunda kaderlerine terk edildiklerini düşünürler. Oysa 5510 sayılı Kanun'a göre, ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelere işverenlerce götürülen Türk işçileri de sigortalı sayılır. Aynı şekilde, geçici görevle yurt dışına gönderilen sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülükleri aynen devam eder. Bu çalışmalarınızın bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi durumunda da hizmet tespit davası açarak Türkiye'deki emeklilik haklarınızı garanti altına alabilirsiniz.