Yıllarca bir fabrikada, şantiyede veya ofiste yoğun bir emek harcayarak çalıştınız. Ancak e-Devlet üzerinden SGK hizmet dökümünüze baktığınızda, çalıştığınız o uzun yılların resmi kayıtlarda hiç görünmediğini veya eksik bildirildiğini fark etmiş olabilirsiniz. Bu durum, çalışanlar açısından hem ciddi bir hak kaybı hem de telafisi zor bir mağduriyet yaratmaktadır.
İşvereniniz maliyetleri düşürmek amacıyla sigorta girişinizi yapmamış, geç yapmış veya maaşınızı eksik göstermiş olabilir. Ancak emeklilik hakkınızın elinizden alınmasına veya yıllarca fazladan çalışmak zorunda kalmanıza boyun eğmek zorunda değilsiniz. Anayasa'nın 60. maddesi uyarınca herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve bu haktan vazgeçilemez. Sigortasız çalıştırılmak sizin kabul etmeniz gereken olağan bir durum değil; işverenin yasal yükümlülüklerini, kurumun ise denetim görevini ihlal etmesidir.
İşte bu noktada, geçmişte kayda geçirilmeyen çalışma sürelerinizi hukuken geri almanızı sağlayan Hizmet Tespit Davası devreye girmektedir.
Hizmet tespit davası; işverenin SGK'ya hiç bildirmediği veya eksik bildirdiği çalışma sürelerinizin, bir İş Mahkemesi kararıyla resmi olarak tescil edilmesini sağlayan hukuki bir yoldur.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız bir yanılgı, sigortalı olmanın işverenin inisiyatifinde olduğunun düşünülmesidir. Oysa Türk hukuk sistemine ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, çalışanlar fiilen işe başlamaları ile birlikte kendiliğinden sigortalı olurlar. İşvereninizle aranızda sigortasız çalışmaya yönelik herhangi bir anlaşma yapsanız dahi, 5510 sayılı Kanun uyarınca bu tür sözleşmeler kesinlikle geçersizdir. Çünkü sosyal güvenlik hakkı, kamu düzenini ilgilendiren, başkasına devredilemeyen ve vazgeçilemeyen anayasal bir güvencedir.
Peki, uzman bir avukatlık süreciyle yürütülecek böyle bir dava size somut olarak ne kazandırır?
Mahkemeden alınacak tespit ilamı ile, geçmişte kayıtlarda görünmeyen çalışma süreleriniz SGK hizmet dökümünüze prim günü olarak eklenir. Özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesinden faydalanmak isteyip de, sigorta başlangıcı işverenin geç bildirimi nedeniyle 8 Eylül 1999 sonrasına sarkan vatandaşlar için bu dava kritik bir öneme sahiptir. Fiili çalışmanızı ispatlayarak sigorta başlangıcınızı gerçek tarihine çekebilir ve emeklilik hakkınıza yasal olarak çok daha erken kavuşabilirsiniz.
Emekli Maaşınızı Katlar: Asgari Ücret Tuzağından Kurtulun
Hizmet tespit davası sadece eksik günlerinizi tamamlamakla kalmaz, aynı zamanda gerçek ücretinizin tespitini de sağlar. Uygulamada birçok işverenin, işçiye yüksek maaş ödemesine rağmen SGK primlerini asgari ücret üzerinden yatırdığına ve kalan tutarı elden verdiğine şahit olmaktayız. Bu durum, ileride bağlanacak emekli aylığınızı doğrudan düşürmektedir.
Mahkeme aracılığıyla gerçek maaşınızı kanıtladığınızda, kararda belirtilen aylık kazanç toplamları SGK tarafından mecburen dikkate alınmak zorundadır. Böylece, yıllarca verdiğiniz emeğin gerçek karşılığını emekli maaşınızda görebilirsiniz.
Vatandaşlarımızın hukuki haklarını ararken internette karşılaştıkları bilgi kirliliği nedeniyle en çok umutsuzluğa kapıldıkları konu, "zaman aşımı" veya hukuki adıyla "hak düşürücü süre" meselesidir. Birçok kişi, üzerinden yıllar geçtiği için artık yasal bir hakkı kalmadığını düşünerek davasından vazgeçmektedir. Ancak durum sanıldığı kadar umutsuz değildir. Hukuk sistemimizde ve Yargıtay içtihatlarında, eski yıllara ait çalışmaların dahi tescil edilmesini sağlayan çok güçlü istisnalar bulunmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrasına göre; aylık prim ve hizmet belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından tespit edilemeyen sigortalılar, bu çalışmalarını kanıtlamak için iş mahkemesine başvurmak zorundadır. Yasa koyucu, bu tür davaların açılabilmesi için genel bir kural olarak 5 yıllık bir hak düşürücü süre öngörmüştür.
Burada vatandaşlarımızın sıklıkla yanıldığı en kritik nokta, bu 5 yıllık sürenin başlangıç tarihidir. Hak düşürücü sürenin başlangıcı, işten ayrıldığınız gün değil; işten ayrılış tarihini takip eden yılın sonudur. Uygulamada sıkça karşılaştığımız üzere durumu somutlaştırmak gerekirse: Örneğin, 2015 yılının Ocak ayında işten ayrılan ve çalışmaları SGK'ya bildirilmeyen bir kişi için 5 yıllık süre hemen o gün başlamaz. Süre, 2015 yılının sonundan (31 Aralık 2015) itibaren işlemeye başlar ve 2020 yılının sonunda sona erer. Bu yasal hesaplama yöntemi sayesinde, dava açma süreniz fiilen 6 yıla kadar uzayabilmektedir. Bu süre içinde açılacak bir hizmet tespit davası ile, geriye doğru bildirimi yapılmayan tüm çalışma sürenizin sigortalı hizmetten sayılmasını talep etmeniz mümkündür.
"Benim işten ayrılalı 10 yıl oldu, hakkımı tamamen kaybettim" demeden önce dosyanızın uzman bir hukukçu tarafından incelenmesi şarttır. Zira Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, aşağıdaki durumlardan herhangi birinin olayınızda mevcut olması halinde 5 yıllık hak düşürücü süre kuralı tamamen ortadan kalkar ve çok geçmiş yıllara ait davalarınızı dahi güvenle açabilirsiniz.
İşe Giriş Bildirgesinin Verilmiş Olması (Hayat Kurtaran Belge)
İşvereniniz işe başladığınızı SGK'ya bildirmiş (işe giriş bildirgesi vermiş) ancak sonrasında primlerinizi hiç yatırmamış veya çalışma günlerinizi eksik düzenlemiş olabilir. Hukuken en güçlü dayanaklarımızdan biri budur. Eğer işe giriş bildirgesi işveren tarafından Kuruma verilmişse, açılacak tespit davasında artık 5 yıllık hak düşürücü süre işlemez. Çünkü işe giriş bildirgesinin verilmesiyle birlikte, yasanın aradığı hizmet belgelerinden birisi Kuruma ulaştırılmış ve Kurum sizin o işyerindeki varlığınızdan resmi olarak haberdar edilmiştir. Bu belge sayesinde, onlarca yıl öncesine dayanan kayıt dışı çalışmalarınız için bile dava açma hakkınız korunmuş olur.
Sigortalı çalıştırıldığınız gerçeği, bir şikayet üzerine veya doğrudan Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurları (müfettişleri) tarafından yapılan rutin bir incelemeyle daha önce tespit edilmiş olabilir. Yargıtay'ın istikrarlı kararları uyarınca, davacının çalışmalarının müfettiş raporu ile Kurumca tespit edildiği durumlarda artık hak düşürücü sürenin (zamanaşımının) söz konusu olmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Kurumun elindeki resmi bir tutanak, adeta süresiz bir hak arama kalkanı işlevi görür.
Kısmi Bildirim Yapılması veya Maaş Bordrosunda Prim Kesintisi
Çalışma hayatında işverenlerin sıklıkla başvurduğu bir diğer hukuka aykırı yol ise "kısmi bildirim"dir. İşveren, sigortalıyı tam ay (30 gün) çalıştırmasına rağmen SGK'ya ayda birkaç gün bildirmiş veya işçiye sık sık "çıktı-girdi" işlemi yaparak sigortalılık süresini bölmüş olabilir. Eğer çalışmanız bu şekilde aralıklı, kesintili veya kısmi olarak Kuruma bildirilmişse, fiiliyatta kesintisiz olan bu çalışmanızın tespiti için dava yoluna gidilebilir. Bu tür kesintisiz olduğu ileri sürülen davalarda hak düşürücü süre, parçalanmış ilk aylardan değil; çalışmanın nihai olarak sona erdiği yılın sonundan itibaren başlar. Ayrıca, işveren size imzalattığı maaş bordrosunda sigorta primi kesintisi göstermiş ancak bu kesintiyi SGK'ya yatırmamışsa, kendi usulsüzlüğünden faydalanarak sizi zamanaşımı tuzağına düşürmesine hukuk sistemimiz müsaade etmez.
Günümüzde çalışma hayatı sadece sabah 08.00'de girilip akşam 17.00'de çıkılan fabrikalar veya ofislerden ibaret değil. Gelişen teknoloji ve değişen sektörler, yepyeni çalışma modellerini hayatımıza soktu. Ancak çalışma şekliniz ne olursa olsun, devletin sağladığı sosyal güvenlik şemsiyesinin altında olmak en temel hakkınızdır. Uygulamada sıkça karşılaştığımız üzere, işverenler "sen zaten evden çalışıyorsun", "sen taşeron işçisisin" veya "sen mevsimlik geldin" gibi bahanelerle sigorta yapmaktan kaçınmaktadır. Peki, yasalarımız bu özel durumlar için ne diyor?
Çağrı merkezi personeli, yazılımcı, editör, grafiker veya müşteri temsilcisi olarak bilgisayar başında, tamamen evinizden çalışıyor olabilirsiniz. İşverenler genellikle evden çalışan (remote) personeli serbest çalışan (freelancer) gibi gösterip sigorta maliyetinden kaçma eğilimindedir. Oysa işverenden düzenli talimat alıyorsanız ve mesainizi bu işe harcıyorsanız, fiziki bir ofiste bulunmamanız sigortasız çalıştırılabileceğiniz anlamına kesinlikle gelmez.
Fiziksel bir kart basmadığınız veya ofis kamerasına yansımadığınız için "çalıştığımı nasıl ispatlarım?" diye endişe etmenize gerek yok. Günümüz hukuk sisteminde dijital ayak izleri, en az ıslak imzalı bir belge kadar güçlü delillerdir. İşverenle yaptığınız WhatsApp yazışmaları, gönderilen günlük raporlar, kurumsal e-posta kayıtlarınız, Zoom veya Teams toplantı logları ve hatta sisteme giriş-çıkış (login) saatleriniz, mahkemede fiili çalışmanızın somut ispatı olarak kabul edilir ve o evde geçen mesainiz resmi hizmet süreniz olarak tescillenir.
Büyük bir hastanede, devasa bir şantiyede veya bir belediye projesinde temizlik, güvenlik ya da inşaat işçisi olarak "taşeron" bir firmaya bağlı çalışmış olabilirsiniz. Bu tür durumlarda en sık karşılaştığımız mağduriyet; taşeron firmanın iş bitiminde iflas etmesi, kapanması veya sırra kadem basmasıdır. Sigortanız yatmadığında ve muhatap bulamadığınızda hakkınızın yandığını düşünebilirsiniz.
Ancak İş Hukuku, işçiyi koruyan muazzam bir kalkan sunar. Değişik işyerlerinde değişik işverenler işçisi olarak sigortasız çalıştırılma durumunda, hizmet tespit davalarının her işveren aleyhine ayrı ayrı açılması gerekir. Aynı işyerinin değişik tarihlerde değişik işverenlere devri durumunda ise, işçinin çalışmasının aralıksız sürdüğü hallerde açılacak davada devirden önceki işverenlerin de davaya dahil edilmesi gerekir. Yani taşeron firmanız ortadan kaybolsa bile, asıl iş sahibi (asıl işveren) "o benim işçim değildi" diyerek sorumluluktan kaçamaz; haklarınızı asıl işverenden de talep etme imkanınız hukuken mevcuttur.
Mevsimlik İşçiler, Çağrı Üzerine Çalışanlar ve Askerlik İzni
Özellikle turizm ve tarım sektöründe çok görülen mevsimlik çalışmalarda, örneğin kış turizminin yoğun olduğu yerlerdeki otellerde 3-4 ay kadar süren çalışma kış mevsimi sonunda bitmekte ve gelecek mevsim tekrar başlamaktadır. Bu tür çalışmalarda mevsim sonunda iş sözleşmesi sona ermemekte ve gelecek mevsime kadar askıda kalmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, askıda kalan bu sürelerde hak düşürücü süre işlemeyecektir. Beş yıllık dava açma süresi, en son mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren hesaplanmaya başlar.
Bununla birlikte, askerlik görevi sırasında da hak düşürücü süre işlemez. Zira, askerlik süresinde iş sözleşmesinin askıda olduğu kabul edilmektedir. Hatta Yargıtay kararlarına göre, askerlik hizmetinden izinli olunan dönemlerde (veya hava değişimi sırasında) hizmet akdine dayalı olarak bir işyerinde geçen çalışmalar dahi sigortalı hizmet olarak değerlendirilmektedir.
Hizmet tespit davası açmayı düşünen bir müvekkil adayının bize yönelttiği ilk soru genellikle şudur: "Avukat Bey/Hanım, ben orada yıllarca çalıştım ama elimde hiçbir belge yok, bunu hakime nasıl inandıracağız?" Bu davalar, "kamu düzenini" doğrudan ilgilendiren davalardır. Yani mahkeme hakimi, sadece sizin sunduğunuz delillerle yetinmez; devletin zarara uğratılıp uğratılmadığını anlamak için kendiliğinden de (resen) delil araştırır.
Hizmet tespit davalarında tanık beyanları (şahitlik) elbette çok önemlidir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eylemli (fiili) veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan bahsedilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.
Özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) hakkı kazanmak için sigorta başlangıcını sırf 1 gün bile olsa geriye çekmek amacıyla açılan davalarda Yargıtay çok daha titiz davranmaktadır. Sadece "evet ben gördüm, orada çalışıyordu" diyen bir şahit beyanı, güçlü bir yazılı belge (işe giriş bildirgesi, vergi dairesi yoklama fişi, maaş makbuzu vb.) ile desteklenmediği sürece davanın reddedilme ihtimali yüksektir. Çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, mahkeme doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.
Çalıştığınız şirket yıllar önce kapanmış, isim değiştirmiş veya patronunuz vefat etmiş olabilir. İşveren şirket olup, şirketin isim değiştirmesi veya nitelik değiştirmesi (örneğin Limited şirketin Anonim şirkete dönüşmesi) durumlarında dahi haklarınız kaybolmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kollektif şirket olan işyerinin sonradan anonim şirkete dönüşmesi durumunda işçinin sürekli çalıştığının sabit kabul edileceğine karar vermiştir.
İşyeri tamamen kapansa dahi, devletin arşivleri asla kapanmaz. Mahkeme aracılığıyla SGK işyeri sicil dosyaları, Sanayi ve Ticaret Odası kayıtları, Esnaf ve Sanatkarlar Odası üyelikleri ve vergi dairesi dökümleri celbedilir (getirtilir). Bu resmi kayıtlar, o dönemde o işyerinin faal olduğunu ve sizin çalışma iddianızı güçlendiren en sarsılmaz delillerdir.
Eski mesai arkadaşlarınızı bulamıyor olabilirsiniz veya "ben hala o sektördeyim, eski patronumla kötü kişi olmak istemiyorum" diyerek şahitlik yapmaktan kaçınabilirler. Hukuk, bu durumda da sizi çaresiz bırakmaz. Yargıtay içtihatları uyarınca, sizinle aynı bordroda yer alan birini bulamıyorsanız, "komşu işyeri tanığı"dinletilmesi kuralı devreye girer.
Sizin çalıştığınız dükkanın hemen yanındaki market sahibi, karşı binadaki şirket çalışanı veya o sanayi sitesindeki diğer esnaflar sizin o işyerinde yıllarca mesai harcadığınıza tanıklık edebilir. Mahkeme, emniyet aracılığıyla o tarihlerde faal olan komşu işyerlerini tespit eder ve bu kişilerin objektif beyanlarına dayanarak sigortalılık hakkınızı size teslim eder.
Birçok müvekkil adayımızdan, "Haklarımı aramak istiyorum ama hala aynı işyerinde çalışıyorum, dava açarsam beni hemen kapının önüne koyarlar" endişesini sıkça duyuyoruz. Geçim derdinin ve işsizlik kaygısının ne demek olduğunu çok iyi anlıyoruz. Ancak, anayasal bir hakkınız olan sosyal güvenlik hakkınızı talep etmeniz, işveren açısından kesinlikle geçerli bir fesih (işten çıkarma) nedeni olamaz.
Eğer işvereniniz, sırf sigortasız günlerinizi geri almak için yasal yollara başvurduğunuz gerekçesiyle veya mahkemeye celp (tebligat) gittiğinde iş akdinizi sonlandırırsa, bu durum İş Hukuku kapsamında açıkça "hakkın kötüye kullanılması" olarak değerlendirilir.
Bu noktada kanunlarımız sizi çok güçlü tazminat güvencesiyle korur. İş güvencesi kapsamında olan (30'dan fazla çalışanı bulunan) bir işyerindeyseniz, derhal İşe İade Davası açarak işinize geri dönebilir ve boşta geçen sürelerinizin ücreti ile işe başlatmama tazminatınızı alabilirsiniz. İş güvencesi kapsamında olmayan daha küçük işletmelerde ise, işveren normal ihbar tazminatının üç katı tutarında "Kötüniyet Tazminatı" ödemeye mahkum edilir. Yani, hakkınızı aradığınız için sizi cezalandırmaya kalkan bir işveren, adliye koridorlarında çok daha ağır bir mali faturayla yüzleşmek zorunda kalır.
Hizmet tespit davaları, arzuhalciye bir dilekçe yazdırıp adliyenin yolunu tutmaktan ibaret değildir. Yapılacak ufacık bir usul hatası, sonuna kadar haklı olduğunuz bir davayı usulden kaybetmenize ve tüm geçmişinizin silinmesine neden olabilir.
Dava Kime Karşı Açılır? (İşveren ve SGK Boyutu)
Uygulamada sıkça yapılan hatalardan biri, davanın bilgisizce sadece işverene yöneltilmesidir. Eğer işe giriş bildirgeniz Kuruma hiç verilmemişse ve sigortasız geçen belirli bir sürenin tespitini istiyorsanız, husumetin (davanın) zorunlu olarak hem işverene hem de Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) yöneltilmesi gerekir. Çünkü işveren yasanın emrettiği bildirim görevini yerine getirmemiştir ve çıkacak mahkeme ilamı nihayetinde SGK tarafından uygulanacaktır. Davayı tek başına sadece işverene karşı açarsanız, karar lehinize kesinleştiğinde dahi SGK bu kararı taraf olmadığı gerekçesiyle uygulamayacaktır.
Müvekkillerimiz genellikle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya fazla mesai gibi işçilik alacakları için açtıkları davalar ile hizmet tespit davalarını birbirine karıştırmaktadır. İşçilik alacakları davalarında taraflar kendi delillerini sunar, haklarını müzakere edebilir ve davadan feragat edebilir.
Ancak, hizmet tespit davaları kamu düzeniyle ilgilidir; hakim sizin sunduğunuz delillerle yetinmez, gerçeği kendiliğinden (resen) araştırmak zorundadır. En tehlikeli tuzak ise şudur: Kamu düzenini ilgilendiren bu tespit davalarından feragat edilemez. Bazen işverenle perde arkasında anlaşıp davanızı geri almak (HMK 123) veya duruşmaya gitmeyerek dosyanın işlemden kaldırılmasını sağlamak (HMK 150) isteyebilirsiniz. Ancak, hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi hukuken söz konusu olmadığından, ileride işveren sözünü tutmazsa ve bu davayı yeniden açmak isterseniz süreyi çoktan kaçırmış olabilir ve EYT/emeklilik hakkınızı kendi ellerinizle yakabilirsiniz.
Sigortasız veya eksik primle çalıştırılan bir işçi maalesef vefat ettiğinde, geride kalan eşi, çocukları veya anne-babası (hak sahipleri) ölüm aylığı (dul ve yetim maaşı) ile cenaze yardımı bağlatabilmek için o eksik prim günlerine şiddetle ihtiyaç duyabilir. Kanunlarımız hak sahiplerine de murislerinin (ölen yakınının) sigortasız çalışmaları için tespit davası açma hakkı tanımıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken en hayati detay, zamanaşımı süresidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre, hak sahipleri yönünden tespit davası açma süresi (eğer ölen kişi sağlığında kendi dava açma süresini tüketmemişse), hakkın ortaya çıktığı "ölüm tarihinden" itibaren başlatılmalıdır.
Yıllarca döktüğünüz alın teri, sadece sizin değil ailenizin de geleceğinin yegane teminatıdır. Sigortasız çalıştırıldığınız karanlık yıllara boyun eğmek, emeklilikte asgari bir yaşama mahkum olmak veya EYT hakkınızı sadece birkaç aylık giriş gecikmesi yüzünden kıl payı kaçırmak sizin kaderiniz değildir.
Ancak yukarıda tüm hukuki şifreleriyle açıkladığımız üzere; Yargıtay'ın katı ispat standartları, 5 yıllık hak düşürücü süre engelleri ve keskin usul kurallarıyla dolu olan hizmet tespit davaları, internetten bulunacak şablon dilekçelerle veya kulaktan dolma bilgilerle yürütülemeyecek kadar ciddi ve riskli süreçlerdir. Yapacağınız tek bir usul hatası, davanızın esastan reddedilmesine ve geçmişe dönük tüm sigorta haklarınızın geri dönülemez şekilde yanmasına sebep olabilir.
Hakkınızı ararken "haklıyken haksız duruma düşmemek" ve emekliliğinizi güvenle elinize almak için, alanında tecrübeli bir iş ve sosyal güvenlik hukuku avukatının profesyonel rehberliğine ihtiyacınız vardır.
Siz de geçmişte sigortasız çalıştırıldıysanız, patronunuz primlerinizi eksik yatırdıysa veya gerçek maaşınız üzerinden bildirim yapılmadıysa; zaman ve zamanaşımı aleyhinize işlemeden derhal harekete geçin. Durumunuzu hukuki bir çerçevede değerlendirmek, elinizdeki bilgi ve delilleri analiz etmek, en önemlisi de o çalınan yıllarınızı hukukun gücüyle geri almak için büromuzla iletişime geçebilir, uzman avukat kadromuzdan randevu alarak davanızın ilk adımını güvenle atabilirsiniz. Geleceğiniz, tesadüflere ve işverenin inisiyatifine bırakılamayacak kadar değerlidir.