İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI NASIL AÇILIR? MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT, MALULİYET ORANI, ZAMANAŞIMI VE DAVA REHBERİ

İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI NASIL AÇILIR? MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT, MALULİYET ORANI, ZAMANAŞIMI VE DAVA REHBERİ
Bu makale Proaktif Hukuk Bürosu tarafından hukuki denetimden geçirilerek onaylanmıştır.

İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI NASIL AÇILIR? MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT, MALULİYET ORANI, ZAMANAŞIMI VE DAVA REHBERİ

Türk iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku disiplinlerinde, iş kazası kavramı yalnızca fiziki bir yaralanma veya ölüm vakasını değil; işçinin işverenle olan bağımlılık ilişkisi, mekânsal aidiyet ve zamansal süreçler ekseninde gelişen çok katmanlı bir hukuki olguyu ifade eder. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde tahdidi olarak sayılan unsurların bir arada gerçekleşmesi, bir kazanın hukuken "iş kazası" olarak nitelendirilmesinin ilk adımıdır. Ancak duruşma salonlarında sıkça karşılaştığımız hataların başında, bir kazanın sadece işyerinde gerçekleşmiş olmasının tazminat sorumluluğu için yeterli kabul edilmesi yanılgısı gelmektedir. Oysa bir kazanın iş hukuku anlamında sorumluluk doğurabilmesi için illiyet bağı, kusur oranları, kaçınılmazlık ilkesi ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) önlemlerinin eksiksiz tahlil edilmesi mecburidir.

Yargı kararlarına ve 2026 yılı güncel mevzuat değişikliklerine bakıldığında, iş kazası davalarının teknik boyutunun ağırlığı net bir şekilde görülmektedir. Bu rehber, iş kazası neticesinde hak kaybına uğramak istemeyen sigortalılar, hak sahipleri ve süreci yöneten profesyoneller için rehber niteliğinde, doktrin ve Yargıtay içtihatları harmanlanarak hazırlanmış en kapsamlı başvuru kaynağıdır.

1. İŞ KAZASININ HUKUKİ UNSURLARI VE 5510 SAYILI KANUN MADDE 13 ANALİZİ

Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle sigortalının kaza esnasında işyerinde bulunması, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle kaza geçirmiş olması veya işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmesi esnasında zarar görmüş olması gerekir. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi, bu durumları net bir şekilde sınırlandırmıştır:

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen her türlü kaza,
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle görevli olarak işyeri dışına gönderilmesi durumunda asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
  • Emziren kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında.

Uygulamada müvekkillerin en çok sorduğu soruların başında, "İşyeri dışındaki bir kazanın iş kazası sayılıp sayılmayacağı" gelmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, işçinin işverenin emriyle başka bir şehre veya yurtdışındaki bir şantiyeye gönderilmesi halinde, orada geçirdiği ve doğrudan işle ilgili olmayan (örneğin otelde dinlenirken meydana gelen) kazalar dahi iş kazası olarak kabul edilmektedir. Buradaki temel kriter, işçinin o mekânda bulunma sebebinin işverenin otoritesi ve talimatı olmasıdır.

2. İŞ KAZASI BİLDİRİM SÜRELERİ VE USULÜ: SÜRE AŞIMININ DOĞURACAĞI RİSKLER

İş kazasının meydana gelmesinin ardından, hukuki sürecin sağlıklı yürütülebilmesi adına atılması gereken ilk idari adım Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirim yapılmasıdır. 5510 sayılı Kanun uyarınca, işveren iş kazasını o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ya ise kazadan sonraki 3 iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür.

Eğer kaza, işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse, 3 iş günlük süre işverenin kazadan haberdar olduğu günü takip eden günden itibaren başlar.

  • İş Kazasının Gerçekleşmesi
  • Kolluk Kuvvetlerine Bildirim (Derhal)
  • SGK'ya Resmi Bildirim (Müteakip 3 İş Günü İçinde)

Bildirimin bu süre zarfında yapılmaması, işverene idari para cezası uygulanması sonucunu doğurur. Ancak işçi açısından en büyük risk, işverenin kazayı gizleme eğiliminde olmasıdır. Duruşma salonlarında sıkça karşılaştığımız hatalardan biri de işçinin hastaneye kaldırıldığında işverenin telkiniyle "Evde düştüm", "Merdivenden kaydım" şeklinde beyanda bulunmasıdır. Bu tür beyanlar, ilerleyen süreçte açılacak tazminat davalarında ispat yükünü ciddi şekilde zorlaştırmakta ve hak kayıplarına yol açmaktadır. İşçi, işverenin bildirim yapmadığı durumlarda kendisi veya hak sahipleri aracılığıyla doğrudan SGK’ya başvurarak kazanın tespiti talebinde bulunma hakkına sahiptir.

3. İŞ KAZASI TESPİT DAVASI NEDİR? HANGİ DURUMLARDA AÇILMALIDIR?

Eğer bir kaza meydana gelmiş ancak işveren tarafından SGK’ya bildirilmemişse ya da SGK tarafından yapılan tahkikat neticesinde olayın "iş kazası olmadığına" dair bir karar verilmişse, tazminat davasının görülebilmesi için öncelikle olayın bir iş kazası olduğunun mahkeme kanalıyla tespiti gerekir. Bu amaca hizmet eden dava türüne İş Kazası Tespit Davası denir.

İş kazası tespit davası, maddi ve manevi tazminat davası için bir bekletici mesele (ön sorun) niteliğindedir. Uygulamada, tazminat davası açıldığında mahkeme öncelikle SGK’dan kaza dosyasını ister. SGK tarafından verilmiş olumlu bir iş kazası tespiti yoksa, tazminat davasına bakan mahkeme davacı tarafa iş kazası tespit davası açması için kesin süre verir. Bu dava, Sosyal Güvenlik Kurumu ile işverene karşı müştereken açılmalıdır. Tespit davası sonuçlanıp kaza kesinleşmeden, tazminat davasında kusur incelemesine ve hesap raporu alınmasına geçilemez. Bu nedenle, sürecin başında doğru teşhis koymak davanın gereksiz yere uzamasını engeller.

4. İŞ KAZASI DAVALARINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile tespit davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. İş mahkemelerinin bulunmadığı küçük ilçelerde ise bu davalar Asliye Hukuk Mahkemelerinde "İş Mahkemesi Sıfatıyla" ikame edilir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, davanın her aşamasında mahkemece resen gözetilir. Davanın yanlış mahkemede açılması, usulden reddine ve zaman kaybına yol açar.

Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun genel hükümleri ile Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin yetki kuralları yarışır. Buna göre iş kazası davası:

  • Davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde,
  • İş kazasının meydana geldiği (haksız fiilin işlendiği) yer mahkemesinde,
  • Zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesinde,
  • Zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Bu çoklu yetki kuralı, işçinin veya hak sahiplerinin davayı kendilerine en yakın ve lojistik açıdan en kolay yönetebilecekleri yerde açmalarına imkan tanımaktadır. Örneğin, İstanbul'da yerleşik bir firmanın şantiyesinde Amasya'da kaza geçiren ve tedavisi için Ankara'ya yerleşen bir işçi, davasını Ankara İş Mahkemesinde açma hakkına sahiptir.

5. İŞ KAZASI DAVALARINDA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde, iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı süresi kural olarak kaza tarihinden itibaren 10 yıldır. Ancak, iş kazası vakası aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç teşkil ediyorsa (örneğin taksirle yaralama veya taksirle ölüme neden olma), ceza hukuku için öngörülen "uzamış ceza zamanaşımı" süreleri devreye girer.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun son kararları uyarınca, eğer iş kazası neticesinde bir ölüm meydana gelmişse, TCK 85. maddesi kapsamındaki ceza zamanaşımı süresi olan 15 yıl tazminat davası için de geçerli hale gelir.

Kaza Niteliği

Temel Zamanaşımı

Ceza Zamanaşımı Etkisi

Yaralanmalı İş Kazası10 Yıl8 Yıl (TCK m.89 - Eğer daha uzunsa 10 yıl uygulanır)
Ölümlü İş Kazası10 Yıl15 Yıl (TCK m.85 uyarınca uzamış süre)
Maluliyetin Sonradan ArtmasıGelişen Durumun Kesinleşmesinden İtibaren 10 YılUygulanmaz

Zamanaşımı sürelerinin takibinde "gelişen durum" ilkesi büyük önem arz eder. Kaza anında tespit edilemeyen ancak tedavi sürecinde ilerleyen ve maluliyet oranının artmasına sebebiyet veren durumlarda, zamanaşımı kaza tarihinden değil, maluliyet oranının kesin olarak belirlendiği (Adli Tıp Kurumu veya SGK Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile) tarihten itibaren başlar.

6. MADDİ TAZMİNAT KALEMLERİ: İŞ GÜCÜ KAYBI VE TEDAVİ GİDERLERİ

İş kazası geçiren sigortalının Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca talep edebileceği maddi tazminat kalemleri, uğranılan fiili zararlar ile gelecekte mahrum kalınan kazançların ikamesine yöneliktir. Maddi tazminatın kapsamı şu unsurlardan oluşur:

TEDAVİ GİDERLERİ VE SEYAHAT MASRAFLARI

SGK tarafından karşılanmayan, özel tedavi, protez, rehabilitasyon, kaza nedeniyle yapılması zorunlu olan seyahat ve refakatçi masrafları fiili zarar kapsamında işverenden talep edilir.

GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK DÖNEMİ ZARARLARI

Kaza sonrasında işçinin yatarak veya ayakta tedavi gördüğü, çalışamadığı dönemde uğradığı gelir kaybıdır. SGK bu dönem için işçiye "geçici iş göremezlik ödeneği" (rapor parası) öder. İşçinin gerçek maaşı ile SGK’nın ödediği ödenek arasındaki fark (varsa) işverenden talep edilir.

SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK (MALULİYET) TAZMİNATI

Kaza neticesinde işçide kalıcı bir bedensel veya ruhsal engel oluşmuşsa, bu durum "sürekli iş göremezlik" olarak adlandırılır. İşçinin çalışma gücünün azalması oranında (maluliyet oranı), gelecekte elde edeceği kazançlarda meydana gelecek eksilme aktüeryal yöntemlerle hesaplanarak işverenden tahsil edilir.

7. MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİ VE YARGITAY’IN ÖLÇÜTLERİ

Manevi tazminat, iş kazası neticesinde bedensel bütünlüğü ihlal edilen işçinin veya hayatını kaybeden işçinin yakınlarının duyduğu acı, elem, keder ve ruhsal çöküntünün bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla hükmedilen bir parasal değerdir. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesinde düzenlenen manevi tazminat, bir zenginleşme aracı olmamakla birlikte, işverenin kusurunun ağırlığını gösteren ve caydırıcılık amacı taşıyan bir niteliğe de sahiptir.

Uygulamada müvekkillerin en çok yanılgıya düştüğü husus, manevi tazminatın belirli bir matematiksel formüle dayandığı düşüncesidir. Oysa manevi tazminat miktarını hakim, somut olayın özelliklerine göre takdir eder. Hakimin miktar belirlerken dikkate aldığı temel kriterler şunlardır:

  • Tarafların (işçi ve işverenin) ekonomik ve sosyal durumları,
  • Kazanın meydana geliş şekli ve tarafların kusur oranları,
  • İşçinin maluliyet derecesi ve yaşı,
  • Paranın satın alma gücü ve enflasyonist etkiler.

Manevi tazminat davasında talep edilen miktarın çok yüksek tutulması halinde, davanın reddedilen kısmı üzerinden karşı tarafa vekalet ücreti ödenmesi riski doğmaktaydı. Ancak belirsiz alacak davası olarak açılan maddi tazminatın aksine, manevi tazminat kısmi veya belirsiz alacak davasına konu edilemez; tek bir seferde ve net olarak talep edilmelidir. Dolayısıyla manevi tazminat miktarının tayininde uzman bir hukukçu görüşü almak stratejik bir öneme sahiptir.

8. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI: ÖLÜMLÜ İŞ KAZALARINDA HAK SAHİPLERİ

İş kazasının ölümle sonuçlanması halinde, işçinin yaşarken maddi olarak destek olduğu kişilerin uğradığı zararlar Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında Destekten Yoksun Kalma Tazminatı başlığı altında talep edilir. Bu tazminat türü, ölen işçinin mirasçısı sıfatıyla değil, doğrudan destek ilişkisinin kesilmesi nedeniyle kişisel bir hak olarak talep edilir.

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kişiler şunlardır:

  • Ölen işçinin eşi (Resmi nikah şarttır; ancak sürekli ve düzenli birlikte yaşama kanıtlanırsa dini nikahlı eş için de istisnai kararlar mevcuttur),
  • Ölen işçinin çocukları (Erkek çocukları için 18 yaş, yükseköğrenim görüyorsa 25 yaş; kız çocukları için evlenene kadar veya çalışmayana kadar destek süresi kabul edilir),
  • Ölen işçinin anne ve babası (Yaşarken çocuklarının kendilerine destek olduğunu veya gelecekte destek olacağını ispat etmek kaydıyla).

Tazminat hesaplanırken ölen işçinin muhtemel bakiye ömrü ve aktif çalışma süresi (60 yaş sınırına kadar) esas alınır. İşçinin gelirinden kendi kişisel harcamaları için yapacağı pay (asgari geçim indirimi ve kişisel harcama payı) düşüldükten sonra kalan net tutar, destek oranlarına göre eş ve çocuklara paylaştırılır.

9. İŞ SÖZLEŞMESİ TÜRÜNÜN TAZMİNATA ETKİSİ: TAŞERON, SİGORTASIZ VE MAVİ YAKA AYRIMI

İş kazası yargılamalarında işçinin sigortalı olup olmaması veya alt işveren (taşeron) bünyesinde çalışması, sorumluluk hukukunun temel prensiplerini değiştirmemekle birlikte, davanın taraflarını ve ispat mekanizmalarını doğrudan etkiler.

TAŞERON (ALT İŞVEREN) İŞÇİLERİNİN DURUMU

4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle, taşeron firmada kaza geçiren bir işçi, maddi ve manevi tazminat davasını hem kendi taşeron firmasına hem de fabrikanın veya şantiyenin sahibi olan asıl işverene karşı birlikte açabilir. Bu durum, alacağın tahsil kabiliyetini artırmak adına hayati bir dava stratejisidir.

SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİLERİN DURUMU

İşçinin sigortasız çalıştırılıyor olması, onun iş kazası tazminatı almasına engel teşkil etmez. Devletin sosyal güvenliği sağlama yükümlülüğü ve işverenin İSG önlemlerini alma mecburiyeti mutlaktır. Bu durumda izlenecek usul, yukarıda değinilen Hizmet Tespit Davası ile İş Kazası Tespit Davasının birlikte veya tazminat davasına ön sorun yapılarak yürütülmesidir.

10. İŞ KAZALARINDA KUSUR VE KAÇINILMAZLIK İLKESİNİN ANALİZİ

İş kazası davalarının omurgasını "Kusur Raporları" oluşturur. Mahkeme, kazanın meydana gelişinde kimin hangi oranda kusurlu olduğunu tespit etmek amacıyla iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor alır. Kusur oranları %0 ile %100 arasında dağıtılır.

Uygulamada işverenlerin en sık sığındığı savunma mekanizmalarından biri Kaçınılmazlık (Kazaen) ilkesidir. Kaçınılmazlık, teknolojinin ve bilimin geldiği son aşamada, alınabilecek tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmış olmasına rağmen, öngörülemeyen ve engellenemeyen bir durum neticesinde kazanın meydana gelmesidir (Örneğin; deprem, yıldırım düşmesi gibi mücbir sebepler veya öngörülemeyen doğa olayları).

Eğer bilirkişi heyeti kazanın meydana gelişinde "kaçınılmazlık" tespit ederse, oluşan zarar belirli oranlarda taraflar arasında paylaştırılır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre kaçınılmazlık durumunda oluşan zararın %60’ı işveren, %40’ı işçi üzerinde bırakılabilir veya hakkaniyet indirimi yapılır. Ancak günümüz İSG standartlarında, bir işverenin "her önlemi aldım ama kaza yine de oldu" savunmasının kabul edilmesi oldukça güçtür; zira risk analizi ve proaktif koruma felsefesi, kazaların çok büyük bir kısmının önlenebilir olduğunu kabul eder.

11. MALULİYET ORANININ TESPİTİ VE ADLİ TIP KURUMU İNCELEME SÜREÇLERİ

Maddi tazminat miktarının doğru hesaplanabilmesi için işçinin beden gücü kayıp oranının (maluliyet oranının) net olarak belirlenmesi gerekir. SGK Sağlık Kurulları tarafından verilen ilk maluliyet raporuna tarafların itiraz hakkı mevcuttur. Bu itiraz halinde dosya sırasıyla:

  • SGK Yüksek Sağlık Kurulu’na,
  • Buradan da sonuç alınamazsa veya çelişki doğarsa Adli Tıp Kurumu (ATK) 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’na gönderilir.

SGK Sağlık Kurulu Raporu ──► İtiraz ──► SGK Yüksek Sağlık Kurulu ──► Çelişki halinde ──► Adli Tıp Kurumu

Duruşma salonlarında sıkça karşılaştığımız en büyük usuli hatalardan biri, maluliyet raporu kesinleşmeden ve tarafların itirazları tamamen karara bağlanmadan aktüer bilirkişisinden tazminat hesabı alınmasıdır. Maluliyet oranındaki %1’lik bir değişim dahi, nihai tazminat miktarında yüzbinlerce liralık fark yaratabilmektedir. Adli Tıp Kurumu, incelemesini işçinin kaza anındaki tıbbi evrakları, epikriz raporları, grafiler ve ameliyat notları üzerinden yapar. Bu nedenle, kaza sonrası tüm tıbbi dökümantasyonun eksiksiz olarak mahkeme dosyasına sunulması yargılamanın hızı açısından elzemdir.

12. AKTÜERYAL HESAPLAMA METODOLOJİSİ: 2026 GÜNCEL PARAMETRELERİ

Kesinleşen kusur ve maluliyet oranlarının ardından mahkeme, dosyayı tazminat miktarını kuruşu kuruşuna hesaplamak üzere bir Aktüer (Hesap) Bilirkişisine tevdi eder. Aktüer bilirkişisi, Yargıtay’ın kabul ettiği formüller ve yaşam tabloları (PMF 1931 veya TRH 2010 tabloları) üzerinden bir hesaplama gerçekleştirir.

Tazminatın hesaplanmasında kullanılan temel veriler şunlardır:

GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİ

İşçinin bordroda gösterilen ücreti değil, yan hakları (yemek, yol, ikramiye, prim) dahil edilmiş brüt "giydirilmiş ücreti" esas alınır. Mavi yaka işçilerde veya inşaat sektöründe asgari ücret üzerinden gösterilen ancak elden nakit ödeme yapılan durumlarda, mahkeme ilgili meslek odalarından (örn. İnşaat Mühendisleri Odası, ilgili sendikalar) emsal ücret araştırması yapar.

BİLİNEN VE BİLİNMEYEN (GELECEK) DÖNEM

Kaza tarihinden hesap raporunun yazıldığı tarihe kadar geçen süre "bilinen dönem"dir ve bu dönemdeki hesaplama net bilinen ücretler üzerinden yapılır. Rapor tarihinden işçinin 60 yaş aktif çalışma ömrünün sonuna kadar olan dönem ise "bilinen gelecek dönem" olarak adlandırılır. 60-65 yaş arası ise pasif dönem olarak değerlendirilir.

SGK PEŞİN SERMAYE DEĞERİNİN MAHSUBU

SGK, maluliyet oranı %10 ve üzerinde olan işçilere sürekli iş göremezlik geliri bağlar. Bu gelirin ilk peşin sermaye değeri, işverenden tahsil edilecek maddi tazminattan rücu edilebilir kısmı oranında mahsup edilir. Amaç, işçinin mükerrer (çifte) tazminat almasını engellemektir.

13. İŞ KAZASI DAVALARINDA ARABULUCULUK SÜRECİ VE STRATEJİK YÖNETİMİ

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca, iş hukuku kaynaklı tazminat davalarında Arabuluculuk dava şartıdır. Yani, doğrudan mahkemeye giderek iş kazası tazminat davası açılamaz; öncelikle adliyelerdeki arabuluculuk bürolarına başvurulması zorunludur.

Uygulamada müvekkillerin en çok tereddüt ettiği evre bu ilk uzlaşma evresidir. İşverenler genellikle yargılama masraflarından ve uzun süren davalardan kaçınmak adına arabuluculuk aşamasında işçiye belirli bir nakit ödeme teklif ederler. Ancak bu aşamada uzman bir hukukçu desteği olmaksızın imzalanan "İbra ve Uzlaşı Tutanakları", işçinin gelecekteki haklarını tamamen ortadan kaldırabilir. Arabuluculuk masasında teklif edilen tutarın, işçinin hak ettiği muhtemel aktüeryal tazminat miktarına yakın olup olmadığının analizi yapılmadan imza atılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, arabuluculuk tutanağı imzalandığı an mahkeme ilamı niteliği kazanır ve aynı konuda bir daha dava açılamaz.

14. İŞVERENİN CEZAİ SORUMLULUĞU VE TAZMİNAT DAVASINA ETKİSİ

İş kazaları yalnızca hukuk mahkemelerini ilgilendiren mali bir mesele değildir. Kazanın meydana gelmesinde ihmali, kusuru veya kastı bulunan işveren, işveren vekilleri, şantiye şefleri ve İSG uzmanları hakkında Türk Ceza Kanunu uyarınca kamu davası açılır.

  • Kaza yaralanmayla sonuçlanmışsa: Taksirle Yaralama (TCK m.89)
  • Kaza ölümle sonuçlanmışsa: Taksirle Ölüme Neden Olma (TCK m.85)

Ceza mahkemesinde (Asliye Ceza veya Ağır Ceza) yürütülen yargılama kapsamında alınan kusur raporları ve sanıkların ceza alıp almaması, hukuk mahkemesindeki tazminat davasını doğrudan etkiler. Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca, hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, ceza mahkemesince tespit edilen maddi vakalarla ve kusur tespitleriyle örtüşen kararlar vermek eğilimindedir. Bu nedenle ceza dosyasının da müşteki/katılan sıfatıyla çok yakından takip edilmesi, tazminat davasının seyrini belirleyen stratejik bir hamledir.

ÖZET

İş kazası davası, kazanın meydana geldiği yerdeki veya işverenin ikametgahındaki İş Mahkemesi'nde açılır. Davanın açılması için öncelikle arabuluculuk aşamasının tamamlanması şarttır. Hak kaybına uğramamak adına kaza tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde maddi ve manevi tazminat talepleriyle ikame edilmelidir.

SIKÇA SORULAN SORULAR

1. İş kazası davası ne kadar sürer?

İş kazası davaları yerel mahkemelerde ortalama 1.5 ila 3 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Süreci uzatan temel faktörler; maluliyet oranına yapılan itirazlar, Adli Tıp Kurumu’ndan rapor bekleme süreleri ve bilirkişi hesap raporlarındaki çelişkilerdir.

2. Sigortasız çalışan işçi iş kazası davası açabilir mi?

Evet, açabilir. İşçinin kayıtsız çalıştırılması işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu durumda mahkeme, öncelikle hizmet tespiti ve iş kazası tespiti hususlarını ön sorun yaparak yargılamaya devam eder.

3. İş kazasından sonra maluliyet maaşı alan işçi tazminat alabilir mi?

Evet. SGK'nın bağladığı sürekli iş göremezlik geliri (maluliyet maaşı), işçinin işverenden talep edeceği maddi tazminattan peşin sermaye değeri oranında mahsup edilir; ancak kalan bakiye zarar tutarı işverenden nakden tahsil edilir. Manevi tazminatta ise hiçbir mahsup yapılmaz.

4. Taşeron işçisinin geçirdiği kazadan ana firma sorumlu mudur?

Evet, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca asıl işveren ve alt işveren (taşeron) iş kazasından kaynaklanan tüm maddi ve manevi zararlardan müteselsilen (birlikte) sorumludur.

5. İş kazası davası açarken masrafları kim öder?

Dava açılırken gerekli olan harç ve bilirkişi giderleri başlangıçta davacı tarafından karşılanır. Ancak davanın kazanılması neticesinde tüm yargılama giderleri ve harçlar hukuken haksız çıkan davalı işverene yükletilir.

PROAKTİF HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU

Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, kurulduğu günden bu yana iş hukuku ve iş kazalarından kaynaklanan tazminat yargılamalarında çeyrek asırlık köklü bir birikim ve derin bir uzmanlığa sahiptir. İş kazaları, usuli hataları affetmeyen ve telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabilen son derece teknik süreçlerdir. Hak ettiğiniz maddi ve manevi tazminat kalemlerinin eksiksiz hesaplanması, kusur oranlarının manipüle edilmesinin önüne geçilmesi ve Adli Tıp süreçlerinizin titizlikle takibi için Proaktif Hukuk’un deneyimli kadrosuyla yanınızdayız. Haklarınızı güvence altına almak ve stratejik hukuki randevu sürecimizi başlatmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.


Bu Makaleyi Paylaş




MAKALELER SIKÇA SORULAN SORULAR ETKİNLİKLER VİDEOLAR
cheap air max|cheap air jordans|pompy wtryskowe|cheap nike shoes| bombas inyeccion|cheap jordans|cheap jordan shoes|wholesale jordans|cheap jordan shoes|cheap dunk shoes|cheap jordans|wholesale jewelry china|cheap nike shoes|wholesale jordans|cheap wholesale jordans|cheap wholesale nike