Vakıf Nasıl Kurulur?| Geleceğe ve Topluma Kalıcı Bir Eser Bırakmak İster Misiniz? Türkiye'de Vakıf Kurmak ve Yönetmek | 2026
Topluma fayda sağlamak, köklü ailenizin ismini geleceğe taşımak veya şirketinize ait malvarlığını ulvi bir amaca adayarak kalıcı bir eser bırakmak istiyor olabilirsiniz. İnternette araştırma yaptığınızda karşınıza çıkan o karmaşık Medeni Kanun maddeleri, bitmek bilmeyen Asliye Hukuk Mahkemesi süreçleri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bürokrasisi gözünüzü korkutmasın. Bütün bu kanuni düzenlemelerin aslında tek bir temel amacı vardır. O da sizin iyilik yapma ve malvarlığınızı bir amaca tahsis etme iradenizi en güvenli şekilde hukuki bir görünüme büründürmektir. Kısaca bu hukuk dalı, malvarlığınızı güvence altına alarak o ulvi amacı nesiller boyu yaşatmak üzerine kuruludur.
Bu zorlu ama bir o kadar da gurur verici süreçte, kulaktan dolma bilgilerle değil, ayakları yere basan hukuki adımlarla ilerlemek en doğrusudur. Sürecin başında temel mantığı kavramak, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmek için içinizi rahatlatacak ilk adımdır.
Vakıf Nedir ve Neden Kurulur?
Vakıf kavramı halk arasında genellikle derneklerle karıştırılır. Oysa hukuki altyapıları birbirinden tamamen farklıdır. Dernekler ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmiş insanlardan oluşurken, vakıflar tamamen malvarlığına odaklanır. Kanunlarımıza göre vakıf, sahip olduğunuz yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca adamanızla oluşan, kendine ait bağımsız bir kişiliği olan yapıdır. Bunu gözünüzde şöyle canlandırabilirsiniz. Sahip olduğunuz malvarlığının bir kısmı sizden kopuyor ve belirlediğiniz o kutsal amaca hizmet etmek üzere yepyeni, bağımsız bir bedende can buluyor. Artık o tahsis edilen malvarlığı size ait değildir, tamamen o amaca aittir.
İnsanlar pek çok farklı ve değerli niyetle vakıf kurma yoluna giderler. Eğitime destek olmak amacıyla kimsesiz çocuklara yurt açmak veya onlara karşılıksız burs sağlamak en sık karşılaştığımız örneklerdendir. Bunun yanında, sahip olunan büyük bir aile servetinin veya şirket hisselerinin ileride mirasçılar arasında bölünerek yok olmasını engellemek, bu gücü tek çatı altında toplayarak hayır işlerinde kullanılmasını garanti altına almak da oldukça yaygın bir nedendir. Ayrıca, devletin aradığı ağır kanuni şartları yerine getiren vakıfların çok ciddi vergi muafiyetlerinden yararlanması da bu sürecin hukuki avantajlarından biridir.
Doğru Adımı Atmak İçin Rehber: Adım Adım Vakıf Kurma Süreci
Hukuki süreçlerde zamanınızı ve enerjinizi doğru yönlendirmek davanın kaderini belirler. Vakıf kurmak, bir mali müşavire vekalet verip ticaret odasında birkaç imza ile şirket kurmaya benzemez. Bu süreç çok sıkı şekil şartlarına tabidir ve en başından sonuna kadar doğrudan mahkeme denetiminden geçer.
İhtiyaca Uygun Vakıf Senedinin Hazırlanması
Vakıf senedi, kuracağınız vakfın adeta anayasasıdır. İnternetten bulunmuş matbu senetlerle veya başka vakıflardan kopyalanmış metinlerle yola çıkmak, ileride telafisi neredeyse imkansız hukuki krizlere zemin hazırlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarında da sıkça vurgulandığı üzere, vakfın amacı ve yönetim şekli zorunluluk doğmadıkça sonradan kolay kolay değiştirilemez.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız hatalardan birine somut bir örnek verelim. Senedinize sadece belirli bir bölgedeki gölün doğal dengesini korumak gibi vizyonu çok dar bir amaç yazarsanız ve yıllar sonra o göl tarımsal sulama veya iklim nedenleriyle tamamen kurursa, amacın imkansızlaşması sebebiyle vakfınızın mahkeme kararıyla kapatılma tehlikesi ortaya çıkar. Gerçi bu durumda amacın yeniden belirlenmesi için dava açma hakkımız doğar ancak süreci uzatır. Bu sebeple senet, on yıllar sonraki ihtimaller bile gözetilerek son derece esnek ama sınırları net çizilmiş bir şekilde, mutlaka uzman bir avukat eliyle kaleme alınmalıdır.
Kuruluş aşamasında kişinin hukuki işlem yapma ehliyeti de davanın usulden reddedilmemesi için hayatidir. Örneğin on yedi yaşında, miras yoluyla büyük bir servete sahip olan bir genç, sokak çocuklarını korumak için bir vakıf kurmak isteyebilir. Ailesi buna yazılı olarak tam destek verse bile, kanunlarımız gereği on sekiz yaşını doldurmamış kişilerin notere gidip resmi senetle vakıf kurması kesinlikle yasaktır. Yapılan işlem baştan itibaren geçersiz sayılabilir.
Ancak hukuk sistemimiz doğru stratejiyle her zaman bir çözüm sunar. Aynı genç, on beş yaşını doldurduğu ve ne yaptığını bilecek olgunluğa sahip olduğu için, sağlığında değil ancak vefatından sonra geçerli olmak üzere bir vasiyetname yoluyla bu vakfın kurulmasını pekala güvence altına alabilir. Ölümünden sonra açılacak vasiyetname ile bu irade hayata geçer ve vakıf mahkeme kararıyla kurulur.
Noter Onayı ve Mahkemede Tescil Davası
İhtiyacınıza uygun, gelecekteki riskleri bertaraf eden o kusursuz vakıf senedini hazırladıktan sonra işin resmiyet boyutu başlar. Bu iradenizi notere giderek resmi senet şeklinde onaylatmanız şarttır. Ancak elinizde noter onaylı bir senet olması vakfın o an kurulduğu anlamına gelmez. Vakfın hukuken doğabilmesi, yani tüzel kişilik kazanabilmesi için ikamet ettiğiniz yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde bir tescil davası açılması zorunludur.Örneğin İstanbul Şişli'de ikamet ediyorsanız, Çağlayan Adliyesinde açacağımız bu davada hakim dosyayı sadece evrak üzerinden inceleyip geçmez. Amacınızın hukuka, ahlaka veya milli menfaatlere aykırı olup olmadığına bakar. Tahsis ettiğiniz paranın veya gayrimenkulün o ulvi amacı gerçekleştirmeye yetip yetmeyeceğini detaylıca araştırır. Hatta Yargıtay kararları gereği, mahkemenin bu süreçte Vakıflar Genel Müdürlüğünün yazılı düşüncesini alması, gerekirse sizi ve ilgilileri dinlemesi dahi söz konusu olabilir.
Burada müvekkillerimizin en çok endişe ettiği ve bizim hukuki stratejimizle saniyeler içinde çözülebilen çok kritik bir aşama vardır. Vakfa özgülediğiniz mallar vakfa nasıl geçecek? Örneğin Beyoğlu'nda değerli bir apartman dairesini veya bir yayınevinden alacağınız on bin liralık telif hakkını vakfa tahsis ettiniz. Tapu dairesine gidip günlerce devir işlemi mi yapacaksınız veya alacağın devri sözleşmeleriyle mi uğraşacaksınız?
Hayır. Türk Medeni Kanununun bize sunduğu en güçlü idari avantajlardan biri tam da burada devreye girer. Mahkeme, vakfın tesciline karar verdiği o sihirli an, tüzel kişilik kazanılır ve özgülenen mülkiyetler ile alacak hakları hiçbir ek işleme gerek kalmadan kendiliğinden vakfa geçer. Mahkemenin tapu idaresine yapacağı bildirim sadece durumu kayıtlara geçirme amacı taşır. Sizin ekstra bir devir işlemi yapmanıza gerek kalmaz, haklarınız sarsılmaz bir şekilde vakfın hukuki korumasına girer.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Bildirimi ve Resmi Gazete İlanı
Mahkeme tescil kararını verdikten ve bu karar kesinleştikten sonra bürokratik süreç masa başında tamamlanır. Tescil kararı, kararı veren mahkeme tarafından doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilir ve vakfınız merkezi sicile kaydedilir. Ardından Resmi Gazetede özel bir ilan yapılarak vakfınızın kuruluşu, kurucusu, amacı ve yönetimi tüm Türkiye'ye resmen duyurulur. Artık vakfınız faaliyetlerine başlamaya tam anlamıyla hazırdır.
Vakıf Kurmak İçin Ne Kadar Bütçe Gerekir? (Asgari Malvarlığı Şartı)
Vakıf kurmak için sadece çok iyi bir niyet veya harika bir fikir maalesef yeterli olmuyor. Hukuk sistemi, bu niyetin kağıt üzerinde kalmaması ve gerçekten hayata geçebilmesi için belirli bir malvarlığının vakfa tahsis edilmesini kesin bir dille emreder.
Her yıl Vakıflar Meclisi tarafından vakıf kuruluşları için asgari bir malvarlığı tutarı belirlenmektedir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun çok net bir şekilde ortaya koyduğu bir içtihat vardır. Sadece meclisin belirlediği bu asgari tutarı banka hesabına yatırmak her zaman davanın kabulü için yetmez. Eğer vakıf senedinize devasa bir araştırma hastanesi açmak veya yüzlerce öğrenciye yurtdışı eğitim bursu sağlamak gibi çok masraflı amaçlar yazdıysanız, mahkeme bu amaçları gerçekleştirecek ekonomik gücün vakfın kuruluş anında somut olarak var olup olmadığına bakar.
İleride bağış toplarız veya yardım kampanyaları yaparız, şimdilik asgari tutarla kuralım şeklindeki bir savunma mahkemelerden döner ve tescil talebiniz reddedilir. Çünkü yüksek mahkemenin yerleşik kararlarına göre bir vakfın varlığını sürdürmesi, başkalarının insafına veya gelecekteki belirsiz bağışlara bırakılamaz. Bu nedenle senede yazılacak amaç ile mahkemeye sunulan malvarlığı arasında son derece mantıklı, tutarlı ve yasal bir denge kurulmalıdır. Biz avukatların en büyük görevi, davanızın usulden veya esastan reddedilmemesi için bütçenize en uygun ve mahkemeden asla dönmeyecek o gerçekçi amacı senede işlemektir.
Vakıflar Ticaret Yapabilir mi ve Sınırları Nelerdir?
Vatandaşlarımızın ofisimizde bize en çok yönelttiği sorulardan biri, vakıf üzerinden şirket kurulup kurulamayacağı veya ticaret yapılıp yapılamayacağıdır. Vakıfların asli amacı bir işletme gibi sadece ticaret yapmak veya kar elde edip bunu kurucularına dağıtmak değildir. Ancak hukuk sistemimiz, vakfın o ulvi amacını layıkıyla finanse edebilmesi için esnek ve modern bir yol sunar.
Stratejik avantajımız tam olarak burada devreye girer. Vakfınızın ana amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa dışa bağımlı olmadan sürekli gelir sağlamak için, Vakıflar Genel Müdürlüğüne bilgi vermek şartıyla vakfınıza bağlı ticari bir işletme kurabilir veya var olan bir şirkete ortak olabilirsiniz. Dünyaca ünlü köklü markaların veya aile şirketlerinin nesiller boyu ayakta kalmasının sırrı da genellikle bu modeldir. Buradaki altın kural ve hukuki sınır şudur. Bu şirketten veya işletmeden elde edilen kazanç asla başka bir amaca kaydırılamaz veya kişisel hesaplara aktarılamaz. Kazanılan her kuruş sadece vakfın senedinde yazan o resmi amaca harcanmak zorundadır.
Vasiyetname İle Ölümden Sonra Vakıf Kurulabilir mi?
Bazen hayattayken malvarlığınızın kontrolünü tamamen elinizde tutmak isteyebilir, ancak siz vefat ettikten sonra servetinizin bir kısmının veya tamamının adınızı nesiller boyu yaşatacak bir vakfa dönüşmesini arzulayabilirsiniz. Medeni Kanunumuz bu kutsal iradenizi ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırdığımız vasiyetname ile çok sıkı bir güvence altına alır.
Kanuna uygun olarak bir vasiyetname ile vakıf kurduğunuzda, vefatınızın ardından mirasçılarınız bir araya gelip bu vasiyeti keyfi olarak iptal edemezler veya biz bu vakfı kurmaktan vazgeçtik diyemezler. Hukuk sistemimizde kurucu irade esastır ve sizin o hayır iradeniz mahkemeler eliyle mutlaka yaşatılır.
Ancak burada sürecin kaderini belirleyecek çok hassas yasal bir sınır vardır.
Mirasçıların "Tenkis Davası" ve Saklı Pay Krizi
Vakıf kurarken malvarlığının tamamını veya büyük bir kısmını özgülemek, mirasçıların kanunen dokunulamaz olan "saklı paylarını" ihlal edebilir. Bu durumda mirasçılar, vefatınızın ardından Tenkis Davası açarak vakfa devredilen varlıkların kendi haklarına tecavüz eden kısmını geri alabilirler.
Yargıtay uygulamalarına göre bu davanın kazanılması, vakfın mali yapısını temelinden sarsabilir ve devasa gayrimenkullerin veya fonların mirasçılara iadesiyle sonuçlanabilir. Bu nedenle, vakıf bütçesinin mirasçıların yasal haklarıyla çatışmaması ve adınıza kurulacak yapının hukuki güvenliği için, tahsis edilecek sermayenin uzman bir avukat tarafından yapılacak hassas bir "saklı pay hesaplaması" süzgecinden geçirilmesi hayati önem taşır.
Hangi Vakıf Türü Sizin İçin Daha Uygun?
Amacınıza ve hedeflerinize göre hukuk sistemimiz farklı avantajlar barındıran vakıf türleri sunmaktadır. Tescil davamızı açmadan ve senedinizi hazırlamadan önce hangi yoldan gideceğimizi stratejik olarak belirliyoruz.
Örneğin eğitime, sağlığa, bilime veya çevreye büyük katkılar sağlayan ve devletin omuzlarındaki kamu hizmeti yükünü doğrudan azaltan vakıflara, zorlu şartları sağlamaları halinde Cumhurbaşkanı kararıyla çok ciddi vergi muafiyetleri tanınabilmektedir. Ancak bunun için vakfın en az bir yıl faaliyette bulunması ve yıl içinde elde ettiği gelirlerin en az üçte ikisini bu kamuya yararlı amaca harcayacağını vakıf senedinde açıkça taahhüt etmesi gibi çok sıkı mali ve hukuki şartlar aranır.
Bunun dışında köklü bir ailenin servetinin dışarıya karşı korunması ve sadece o aile üyelerinin eğitimleri, donanımları ve mesleki olarak desteklenmeleri için kurulan aile vakıfları da mevcuttur. Dikkat edilmesi gereken nokta, hukuken sadece aile fertlerine düzenli maaş ödemek veya lüks içinde yaşamalarını sağlamak amacıyla aile vakfı kurulamamasıdır. Amacın her zaman kanunun izin verdiği eğitim ve destekleme sınırlarında tutulması zorunludur. Ayrıca şirket bünyesinde çalışan personelin zor günlerinde, hastalık veya kaza gibi durumlarda onlara destek olmak amacıyla kurulan, şirketinizin kurumsal kalitesini en üst düzeye çıkaran işçilere yardım vakıfları da oldukça etkili bir seçenektir.
Vakıf Yönetimi, Sorumluluklar ve Yöneticinin Görevden Alınması
Vakfı kurup mahkeme kararıyla tescil ettirmek, o uzun ve gurur verici yolculuğun sadece ilk adımıdır. Asıl hukuki sınav, vakfın yönetilmeye başlanmasıyla devreye girer. Vakıflar, bir yönetim kuruluna veya mütevelli heyetine sahip olmadan hukuki ehliyetlerini kazanamaz ve bağış toplamak, mülk almak veya işletme kurmak gibi resmi işlemlere girişemezler. Vakıf yöneticileri, kanunlar ve vakıf senediyle belirlenmiş çok ciddi sorumluluklar altına girerler. Bu sorumluluk, bir dernek yöneticiliğinden veya sıradan bir şirket yönetim kurulu üyeliğinden çok daha sıkı denetimlere tabidir.
Yöneticilerin hukuki sorumluluğuna baktığımızda, görevlerini yerine getirirken daima basiretli bir idareci gibi davranmak zorunda olduklarını görürüz. Vakıflar Kanunu ve Yargıtay içtihatları bu konuda asla taviz vermez. Yöneticiler, ağır ihmal veya kasıtlı eylemleriyle vakfı zarara uğratırlarsa, bu zararı kendi şahsi malvarlıklarıyla ödemek ve tazmin etmek zorundadırlar.
Görevden alınma sürecinde ise kanun her zaman kamu yararını ve vakfın ulvi amacını üstün tutar. Vakfı kuran kişi senedi hazırlarken tanıdığı bir kişi için ölene kadar yönetici kalsın şeklinde bir şart koysa bile, bu kural mutlak ve sarsılmaz değildir. Yöneticiler vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmazlarsa, vakfın mallarını ve gelirlerini amaca uygun kullanmazlarsa veya Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan denetimlerde tespit edilen noksanlıkları verilen sürede düzeltmezlerse, mahkeme kararıyla derhal görevden alınırlar.
Üstelik kanuna göre, vakfı zarara uğrattığı için veya malları amacı dışında kullandığı için mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılan bir yönetici, beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamaz. Bu kadar ağır yaptırımların olduğu bir alanda, yöneticilerin attığı her adımı uzman bir avukatın hukuki filtresinden geçirmesi yaşanabilecek krizleri daha doğmadan önler.
Vakıf Senedi, Amacı veya Yönetim Şekli Sonradan Değiştirilebilir mi?
İnsan hayatı gibi kurumların da zaman içinde ihtiyaçları, hedefleri ve ekonomik güçleri değişebilir. Kurduğunuz vakfın yıllar sonra amacını yitirmesi veya günün şartlarına ayak uyduramaması durumunda vakıf senedinde değişiklik yapılıp yapılamayacağı müvekkillerimizin en çok merak ettiği konulardandır.
Türk Medeni Kanununda asıl olan, vakfı kuran kişinin kuruluş anındaki o ilk iradesinin yaşatılmasıdır. Bu nedenle, vakıf senedinde değişiklik yapmak sıradan bir genel kurul kararıyla veya yönetim kurulunun kendi kendine alacağı bir kararla kesinlikle mümkün değildir. Ancak şartların değişmesi sonucunda vakıf senedinde belirlenmiş olan amaç, kurucunun iradesine açıkça aykırı hale gelmişse, vakfın yönetim organı veya Vakıflar Genel Müdürlüğü, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açarak amacın veya yönetim şeklinin değiştirilmesini talep edebilir.
Yargıtay kararlarına göre, senedin değiştirilebilmesi için haklı ve zorunlu sebeplerin varlığı mahkemede somut delillerle ispatlanmalıdır. Sırf yöneticiler daha rahat hareket etsin diye yönetim kurulunun yetkilerini kurucu iradeye aykırı şekilde genişletmek veya asıl amacı saptıracak yeni hedefler eklemek yüksek mahkemeden dönmektedir. Değişen koşullar karşısında başlangıçtaki amacın gerçekleşmesinin imkansız duruma gelmesi aranır. Bu nedenle senet değişikliği davaları, en az kuruluş davası kadar titiz bir hukuki hazırlık ve kanıt süreci gerektirir.
Sıkça Sorulan Sorular
Vakıflar hukuku, teknik kuralları ve katı istisnaları nedeniyle pek çok soru işaretini beraberinde getirir. Süreci daha şeffaf hale getirmek ve aklınızdaki belirsizlikleri gidermek için müvekkillerimizden en sık duyduğumuz soruları aşağıda sizin için derledik.
1. On sekiz yaşından küçükler kendi adlarına vakıf kurabilir mi? Türk Medeni Kanununa göre on sekiz yaşından küçük olan ve hukuken sınırlı ehliyetsiz kabul edilen kişilerin noter huzurunda resmi senetle vakıf kurması kesinlikle yasaktır. Ailelerinin veya yasal temsilcilerinin bu duruma yazılı onay vermesi dahi bu kuralı değiştirmez ve yapılan işlem baştan itibaren geçersiz sayılır. Ancak hukuk sistemimiz burada oldukça işlevsel bir istisna sunar. On beş yaşını doldurmuş ve ne yaptığını bilecek olgunluğa sahip bir genç, hayattayken resmi senetle olmasa bile, vefatından sonra geçerli olmak üzere hazırlayacağı bir vasiyetname ile kendi adına bir vakıf kurulmasını hukuken sağlayabilir.
2. Vakfa bağışlanan gayrimenkuller veya alacak hakları için ayrıca tapu devri gerekir mi? Hayır, gerekmez. Vakıf kurarken tahsis ettiğiniz bir apartman dairesi veya bir kurumdan alacağınız olan telif hakkı gibi değerlerin vakfa geçişi son derece pürüzsüzdür. Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği tescil kararı ile vakıf tüzel kişilik kazandığı an, bu mülkiyetler ve alacak hakları hiçbir ek sözleşmeye veya devir işlemine gerek kalmadan kendiliğinden vakfa geçer. Mahkemenin tapu idaresine yapacağı bildirim, yeni bir devir işlemi değil, sadece bu hukuki durumu resmi kayıtlara işlemek içindir.
3. Vakfın ekonomik durumu tamamen bozulur ve borca batarsa ne olur? Bir vakfın hayatta kalması ve faaliyetlerine devam etmesi, o amaca özgülenmiş yeterli bir malvarlığına sahip olmasına bağlıdır. Yargıtay kararlarına göre vakfın ekonomik gücünün senedinde yazan amacı gerçekleştirmeye imkan vermeyecek şekilde tükenmesi ve acz içine düşmesi halinde, bu durum amaç değişikliği ile de kurtarılamıyorsa vakıf kanunen kendiliğinden sona ermiş kabul edilir. Hukuki dilde dağılma olarak bilinen bu durumda, mahkeme kararıyla vakfın sicilden silinmesi ve tasfiye işlemleri gerçekleştirilir.
4. Vakfın amacı sonradan imkansız hale gelirse örneğin kuruyan bir göl vakıf doğrudan kapatılır mı? Doğrudan kapatılmaz, mahkeme kararıyla kurtarılabilir. Örneğin sadece belirli bir gölün korunması amacıyla kurulan bir vakfın, o gölün doğal nedenlerle tamamen kuruması sonucu amacı fiilen imkansız hale gelebilir. Bu durumda vakıf yönetiminin veya idari denetim makamlarının başvurusu üzerine mahkeme, vakfı kuran kişinin ilk niyetine en uygun düşecek yeni bir amaca karar verebilir. Kuruyan göl yerine bölgedeki su kaynaklarının genel korunması gibi benzer bir amaca geçiş yapılarak vakfın yaşatılması ve malvarlığının heba olmaması sağlanır.
5. Vakıflar gelir elde etmek için ticari şirket kurabilir mi? Vakıfların ana kuruluş amacı sıradan bir şirket gibi ticaret yapmak veya kar payı dağıtmak değildir. Ancak belirlenen o ulvi amacı finanse edebilmek ve dışa bağımlılığı azaltmak için vakıfların iktisadi işletme kurmalarına veya mevcut ticari şirketlere ortak olmalarına kanunen izin verilmektedir. Buradaki kesin kural, bu ticari faaliyetlerden elde edilen tüm gelirin kuruşu kuruşuna sadece vakfın resmi amacına harcanması zorunluluğudur.
6. Vakıflara derneklerde olduğu gibi üye kabul edilebilir mi? Geçmiş yıllarda kanunumuzda vakıflarda üyelik olmaz şeklinde kesin bir hüküm bulunmaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararı sonrasında bu katı yasak ortadan kalkmıştır. Güncel hukuki duruma göre, vakıf senedinde özel olarak düzenlenmek ve şartları net bir şekilde belirlenmek kaydıyla vakıfların da üyelik esasına göre kurulması ve faaliyette bulunması artık mümkündür.
7. Yabancı uyruklu kişiler Türkiye'de vakıf kurabilir mi?
Yani, Türkiye'de vakıf kurmak isteyen yabancı bir yatırımcının ülkesinde de Türk vatandaşlarına vakıf kurma hakkının hem kanunen hem de fiilen tanınıyor olması gerekir. Tescil davasında mahkemeler bu durumu sıkı bir şekilde denetler. Sürecin aylarca mahkeme ve Dışişleri/Adalet bakanlıkları arasında sürüncemede kalmaması için; yabancı yatırımcının vakıf senedi, mal/hak belirleme evrakları, tercümeleri ve temsil yetkisi belgelerinin (Apostil şerhli olarak) mahkemeye en başından, eksiksiz sunulması gerekir. Ayrıca yeni kurulacak vakfın yönetim organlarında görev alan kişilerin çoğunluğunun Türkiye'de yerleşik bulunması hukuki bir zorunluluktur.
Hukuki Sürecinizi Şansa Değil, Güvene Bırakın
Vakıf kurmak, sadece bir hayal veya iyi niyet meselesi değil, ailenizin, şirketinizin veya şahsi malvarlığınızın geleceğini belirleyen, nesiller boyu sürecek devasa bir hukuki taahhüttür. Vakıf senedinin kelimesi kelimesine stratejik olarak hazırlanması, noter onayından mahkeme tesciline kadar uzanan o ince çizgide yapılan en ufak bir usul hatası, aylar süren zaman kaybına, reddedilen davalara ve hatta malvarlığınızın büyük bir tehlikeye girmesine neden olabilir.
Mevzuattaki boşluklar, Yargıtay kararlarının katı sınırları ve idari kurumların sıkı denetimi karşısında güvende olmak için yanınızda güçlü bir hukuki tecrübe bulunmalıdır. Ulvi amacınızı, ailenizin mirasını veya şirketinizin vizyonunu koruyacak o sarsılmaz hukuki temeli atmak, davanızın usulüne uygun, eksiksiz ve en hızlı şekilde sonuçlanmasını sağlamak için iletişim sayfamızdan bizimle hemen irtibata geçebilirsiniz. Geleceğe bırakacağınız o kalıcı eseri şansa değil, güvene emanet edin.